edebi sanatları açıklama örnek metinlerde inceleme

Müzikteestetiği sağlayan ritim, melodi ve armonidir. Şiirde, sözcükler arasındaki uyum,ölçü, uyak vb. dir. Tiyatroda ise sözle eylemin göz ve kulakla aynı anda algılanmasıdır. Edebi eserlerin tümü bu metin türünde oluşturulur. Estetik, edebi eserlerde iç yapı ile ilgilidir, insanın duygu ve düşüncelerine güzellik katar. Mimar Kemal İlkokulu, Bayındır sokak, Yüksel caddesi arasında kalan bir alandadır. Altan Öymen, Bilgin Kaftanoğlu, Mehmet Barlas, Erman Toroğlu, Can Dündar, Mimar Kemal anılarından bu ikili yapı içinde söz etmektedirler. Edebisanatları (söz sanatlarını) açıklama, örnek metinlerde inceleme. 14. Aşağıda belirtilen şiirlerin ritim, ahenk ve yapı unsurlarını inceleme: Örnek Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona Dedi ki: ”Kardeşciğim artık dostuz; Müjde getirdim sana in de öpüşelim; Barış oldu hayvanlar arasında.” Yukarıdaki örnekte kurnaz tilkinin konuşması, “intak” (konuşturma) sanatı örneğidir. – Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin? Ortaokul 7. Sınıf öğrencileri için Edebi Türler ve Söz Sanatları online test kolay, orta, zor olmak üzere toplam 10 sorudan oluşmaktadır. Online test sonunda doğru ve yanlış cevaplarınızı öğrenebilir, sınav başarınızı ölçebilirsiniz. Test sorularını çözerken çok yavaş ya da çok hızlı olmanız durumunda hata Site De Rencontre En Ligne Canada. Metinler edebi metinler ve edebi olmayan metinler şeklinde iki gruba ayrılabilir. Bizi ilgilendiren edebi metinlerdir. Edebi metinler; düz yazı şeklinde oluşmuş edebi metinler ve nazım şiir şeklinde oluşmuş edebi metinler olarak iki ana gruba ayrılabilir. Düz yazı şeklinde oluşmuş edebi metinler; olay bildiren edebi metinler ve düşünce bildirin edebi metinler şeklinde iki ana gruba ayrılabilir. Olay bildiren edebi metinler; roman, hikaye, masal… Düşünce bildiren edebi metinler; makale, deneme, fıkra… 1 ANLATMAYA BAĞLI METİNLER – Bu metinlerde anlatıcı yaşanmış ya da tasarlanmış gerçeklikten alınan bir olayı kendince yorumlayıp dönüştürerek anlatır. – Sanatçı dış dünyadan aldığı gerçekliği kendi duygusu iç dünyası yaşadığı dönemin özellikleriyle ve ve düşünceleriyle yoğurur. – Anlatmaya bağlı metinlerde üzerinde yaşadığımız dünyada görülen varlık eşya insan ve olaydan hareketle yeni bir evren anlatılmaktadır. Bu evrene “KURMACA EVREN” denir. Bu metinlerin özelliklerinden biri kurmaca olmalarıdır. Bunun amacı okuyucu ve dinleyicide estetik yaşantı uyandırmak böylece onların ilgisini çekmektir. – Anlatmaya bağlı eserler yazıldıkları dönemin sosyal kültürel ekonomik siyasal yapısını sanat anlayışını çeşitli bakımlardan yansıtır. – Anlatmaya bağlı metinlerde temel unsur “olay örgüsü” dür. Bu metinlerde yapı; olay örgüsü kişiler yer zaman gibi birimlerin bir düzen içerisinde birleşmesiyle oluşur. – Bu metinlerde olay örgüsü yaşanmaz düzenlenir evren – Anlatmaya bağlı metinlerde ilahi bakış açısı kahraman anlatıcının bakış açısı ve gözlemci anlatıcı olmak üzere üç tip bakış açısı ve anlatıcı vardır. – Bu metinlerde anlatılanlar olayların durumuna göre zenginleştirilmiş durumdadır. Kullanılan edebi dil metnin yazıldığı dönemin sosyal hayatına edebi zevkine ve anlayışına göre değişiklik gösterebilir. Metnin dilinin ele alınan temayla ve verilmek istenen mesajla da doğrudan ilişkisi vardır. – Bu metinlerde dil bilgi aktarmak veya öğretmek amacıyla kullanılmaz. Sözcükler günlük hayatta herkesin bildiği anlamlarıyla değil; yazarın okuyucuya sunmak istediklerine göre yeni anlamlar yüklenerek kullanılır. ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ TÜRLER Destan Önemli tarihsel olayların efsaneleşmiş hikayeleridir. Milletlerin tarih öncesi dönemlerdeki kuraklık göç deprem gibi büyük felaketlerini dile getiren destanlar bu bakımdan ulusal ve anonim ürünlerdir. Masal Yazarı belli olmayan olayları bilinmeyen bir ülkede ve zamanda geçen içinde olağanüstü olayların geçtiği kendine özgü anlatım biçimi olan edebi metinlerdir. Başlangıçları ve sonuçları kalıplaşmıştır. Halk Hikayeleri Birtakım tarihsel şahsiyetlerin âşıkların halk arasında ünlü olmuş kahramanların serüvenlerini anlatırlar. Şiir ve düzyazı karışıktır. Mesnevi Uzun aşk maceralarının öğütlerinve çeşitli konuların anlatıldığı her beyti kendi içinde uyaklı olan Türk edebiyatı nazım biçimidir. Manzum Hikaye Bir mekan bir zaman ve kişiler etrafında gelişen olay örgüsünü şiir halinde anlatan nazım biçimidir. Hikaye Gerçekleşebilecek olayları kurgulayarak belirli bir hacim içerisinde anlatan metinlerdir. Dünyada Guy de Mauppasant ve Çehov kendi adlarıyla anılan iki hikaye tarzı oluşturmuşlardır. Birincisinde olay ikincisinde durum ön plandadır. Roman Anlatıma bağlı metinlerin en gelişmiş olanıdır. Mekan zaman ve kişiler etrafında gelişen geniş ve kapsamlı bir olay örgüsü yazarın belirlediği bir anlatıcı tarafından okuyucuya aktarılır. 2 GÖSTERMEYE BAĞLI METİNLER – İnsanın anlatma ve nakletmeyle gerçekleştirdiği etkinlikler bu kez sahnede canlandırılarak sunulur. – Genel olarak dramatik metinler ve tiyatro olarak adlandırabileceğimiz bu tarz metinlerde kurmaca olay ve olay örgüsünü bir sahne düzeninde topluluk önünde canlandırmak esastır. – Tiyatro; oyun metin oyuncu sahne tasarımı dekor sahne giysisi kostüm ışıklama gibi her biri başlı başına bir sanat etkinliği olan öğelerden oluşan bir sanattır. GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ TÜRLER Orta oyunu Seyircilerle çevrili bir alanda bir yazılı metne bağlı kalmadan doğaçlama ile sergilenen bir oyundur. Meddah Tek kişilik bir seyir sanatıdır. Hikaye anlatma ve taklit yapma gibi yetenekler sergilenir. Karagöz Gölge Oyunu Deriden kesilmiş renkli şekillerin hayalî tarafından ışıklı perdeye yansıtımasıyla gerçekleştirilir. Kargöz ve Hacivat baş kişilerdir. Köy Tiyatrosu Köy ve kasabada yaşayan insanların düğünlerde ve uzun kış gecelerinde eğlenmek üzere amatörce sergiledikleri oyunlardır. Trajedi Seyirciye hayatın acıklı yönlerini göstermek ahlak erdemi anlatmak için yazılmış manzum eserlerdir. Komedi İnsanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koymak izleyenleri güldürmek ve düşündürmek amacıyla yazılmış tiyatro eseridir. Dram Hayatı olduğu gibi acıklı ve gülünç yönleriyle sahnede göstermek için yazılan tiyatro eseridir. » “Metinlerin Sınıflandırılması” Sayfasına Dön! metin türleri, edebi metinler, öğretici metinler Yorum Yap! Yazı Ayrıntıları... Yazdır! Bu Yazıyı Paylaşın! Edebî metinler, insana ve dış dünyaya özgü her türlü gerçekliğin duygu ve düşünce ögeleriyle birleştirilip kurmaca bir dünyada yeniden yaratılmasıyla oluşturulur. Kurmaca dünya, gerçek olandan hareketle ve gerçek olanla ilişkilendirilerek kurulan hayalî dünya demektir. Edebî metin, kurmaca olması yönüyle hayal gücünden az ya da çok ama mutlaka yararlanmak durumundadır. Edebî metin, yazıldığı dönemin bilimsel, felsefi, teknik ve sosyal alandaki verilerinden yararlanabilir; somut gerçeklerini, siyasî tartışmalarını, sosyal sorunlarını konu edinebilir. Bu bağlamda edebî metinler, insana ve dış dünyaya özgü her türlü gerçekliği dile getirmeleri bakımından somut dünyanın gerçekleriyle iç içedir. Ama bu iç içelikten, edebî metinde yaratılan dünyanın gerçek dünyayla her anlamda örtüşmesi gerektiği anlamı çıkmaz. Edebî metin, içinde bulunulan zaman ve mekânla ilişkili olmakla birlikte bu dünyanın sınırlarını aşan, imgelerle zenginleşen, insanın daha çok düş gücüne seslenen, okuyucuda estetik hazlar uyandıran bir yapıya ve anlatıma sahiptir. Edebî metinlerin teması olan bazı olay ve durumlar, öğretici metinlerde de ele alınabilir. Söz gelimi bir romanda anlatılan kişiler, mekânlar, olaylar, bir tarih kitabında da anlatılabilir. Ama tarihçi bunları anlatırken bilimsel bakış açısının dışına çıkmamaya özen gösterir, yaşanmışlığı kesin olan olayları ve gerçek kişileri anlatır. Edebiyatçı ise bu gerçeklerden yararlanır ama bunları olduğu gibi anlatmaz. Bir romanda anlatılan olay, kişi, mekân ve nesnelerin gerçekliği, o romanın ilk sayfasıyla son sayfası arasında yer alan kurmaca dünyanın sanatsal gerçekliği bağlamında bir anlam ve değer ifade eder. Amin Maaoluf, “Semerkant” isimli romanında Ömer Hayyam’ın yaşamından 11. yüzyıl İslam coğrafyasındaki siyasi ve dinî çekişmelere, Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’nde gerçekleşen olaylardan 20. yüzyıl başlarında İran’da yaşanan siyasi gelişmelere kadar pek çok tarihsel gerçekliği, edebiyat sanatının olanaklarından ve kendi düş gücünden yararlanarak yeniden yaratmıştır. Öğretici metinlerde dile getirilenler, gerçek dünyadaki karşılıklarına bakılarak doğruluk-yanlışlık ölçütüne göre değerlendirilebilir. Edebî metinlerde böyle bir değerlendirme ölçütü yoktur. Yani edebî metinlerde dile getirilenler, doğruluk-yanlışlık ölçütüne göre değerlendirilemez. Bu metinlerde dile getirilenler ancak sanatsal niteliklerinin düzeyine, ölçüsüne ve özgünlüğüne bakılarak değerlendirilebilir. Metinlerin Sınıflandırılması Sanatsal Metin, Öğretici Metin Metinler sanatsal ve öğretici metinler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Sanatsal metinlerde okuyucunun tamamlaması gereken bir anlam dünyası bulunur. Bu yüzden duygu ve heyecan merkezlidir. Bu yüzden bu metinlerde gerçeklik kavramı dönüşüme uğramıştır. Öğretici metinlerde ise bilgi vermek amacı hakimdir. Öğretici metinleri en iyi ifade eden tür makaledir. Bunlarda sözcüklerin temel anlamı kullanılır. Yani mecazi dünya’ya yer verilmez. Bu yüzden okuyucular bu metinlerden aşağı yukarı aynı anlamı çıkarırlar. Yazılı Anlatım Türleri Yazılı Anlatım türleri temelde öğretici türler ve sanatsal türler olmak üzere ikiye ayrılır. Sanatsal Edebi Metinler Genel Özellikleri; ➡ Dil, bilgi iletme ve öğretme amacına yönelik değildir. ➡ Sözcükler, gündelik konuşmalarda olduğu, herkesin bildiği anlamları ile kullanılır. ➡ Sanatçı, sözcüklere yeni anlamlar yükler; mecazlı, istiareli anlamlar kullanılır. ➡ Yazınsal yapıtlar, bir gerçeğin ya da yaşantının belirli bir anlama göre dilde yeniden üretilmesi ile oluşur. ➡ Yorumlanmaya açıktır. ➡ Günlük dilin söz değerlerinin anlam sınırı genişletilir. ➡ Dil genellikle “sanatsal şiirsel işlev”de kullanılır. ➡ Kişi, olay, zaman, mekan ögeleri gerçek yaşamdan yola çıkılarak değerlendirilemez. ➡ Öğretmeyi değil, yaşatmayı amaçlar. ➡ Verilmek istenen ileti kanıtlanamaz, doğruluğu ya da yanlışlığı gösterilemez. ➡ Betimleme ve öyküleme anlatım biçimleri kullanılır. Örneğin; “Toros dağları’nın etekleri ta Akdeniz’den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdeniz’in üstünde daima, top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, killi, sürülmüş topraklardan sonra Çukurova’nın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar, kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu bacağı belirsiz alanlardır bunlar. Yukarıdaki örnek Sanatsal Edebi Metin örneğidir. Betimleme ve öyküleme anlatım biçimi kullanarak yazılmıştır. Örneğin; Bardak boştu. Boş muydu? Evet boştu. “Öyleyse doldurmak gerek.” diye geçirdi içinden. Bardağın doldurulmasına karar verilmişti verilmesine de, neyle dolduracaktı ki? Evet, bütün sorun buydu. Olmak ya da olmamak gibi bir şeydi bu. Hem bardağı dolduracak sıvının rengine de karar verilecekti. Bu renge bağlı olarak, içeceği sıvının tadı, ısısı ve yoğunluğu da önemliydi. Asit ya da alkol barındırmalı mıydı bu sıvı ? Bardak hala boştu. Boş kalması iyiydi. Sorular ve sorunlar azalıyordu böylece. “Azalıyor muydu?” diye yazdı, bir soru imi koydu ve kalemi bırakrı. Yukarıdaki örnek Sanatsal Edebi Metin örneğidir. Sanatsal Metinlerde Şu Türler Dahildir; ⇒Coşku ve heyecanı dile getirenler şiir. ⇒Bir olay çevresinde oluşanlar Masal, destan, mesnevi, halk hikayesi, hikaye, roman bunlar anlatmaya dayalıdır; halk tiyatrosu, tiyatro bunlar göstermeye bağlı metinlerdir. Sanatsal Türlerin Genel Özellikleri; →Estetik zevk verme amacı vardır →Yararlılık niteliği ikinci plandadır →Öğretmeyi değil, sezdirmeyi amaçlar →Dil, sanatsal işlevde kullanılır →Çok anlamlı olup yoruma açıktır →Süslü, sanatlı bir anlatım kullanılır →Kurgusaldır, düş gücünden yaralanılır →Özgündür, tekrarlanmaz →Öznel bir bakış açısının ürünü’dür →Sanat yapıtı niteliği taşıdığından kalıcıdır Öğretici Metinler Genel Özellikleri; ➡ Dilin herkesçe kullanılan anlamı yani gerçek anlamı kullanılır. ➡ Metinlkerde anlatılanlar gerçek yaşamdaki nesneler, varlıklar, durumlar, olgularla ilgilidir. ➡ Amacı bir bilgiyi, bir düşünceyi doğrudan okuyucuya aktarmaktır. ➡ Nesnel bir anlatım benimsenir. Metinde ileri sürülen düşünce’nin doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır. ➡ Dil “göndergesel işlev”de kullanılır. Dil, duygusal ve çağrışımsal bir özellik taşımaz. ➡ Nasıl söylendiğinden çok ne söylendiğine önem verilir. ➡ Bilimsel nitelik taşıyanlarda “terim”ler ağır basar. ➡ Her metinde yazarın zihniyeti bakış açısı onu diğer yazarlardan ayırır. Olumlu, olumsuz, ağırbaşlı, alaycı, eleştirel, onaylamacı gibi bakış açısı kullanılabilir. Metnin zihniyeti ana düşünce’de yer alır. ➡ Mantık ölçüsü içinde gelişen ve açıklamaya dayanan anlatım biçimi ağır basar. ➡ Açıklama herhangi bir konuda bilgi vermek, bir şeyler öğretmek amacına yönelik anlatım biçimidir, tartışma amaç düşünce ve konularda değişiklik yapmaktır, betimleme en yalın biçimiyle sözcüklerle resim çizme işidir ya da öyküleme olayı okuyucunun gözü önünde canlandırmak, anlatmak, istenileni bir olay içerisinde vermektir anlatım biçimleri kullanılabilir. ➡ Tanımlama bir kavrama ya da olayın belirgin özellikleriyle tanıtılmasına denir, örneklendirme söylenmek istenilenin okuyucunun kafasında canlandırılmasını sağlayan bir yöntem’dir, tanık gösterme anlatılmak istenilen düşüncenin başkalarının görüşlerinden, sözlerinden yaralanarak açıklanması yoludur, karşılaştırma iki varlık, iki kavram ya da iki şey arasındaki benzerliklerden yaralanma söz konusudur gibi düşünceyi geliştirme yollarından yararlanılır. Örneğin; İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliği’nin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünya’ya iyi bir şey veremediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için. SHAKESPARE Yukarıda ki örnek öğretici metin örneğidir. Bu metinde insanların korkma nedenleri açıklanmıştır. Dolayısıyla bu metinin yazılış amacı açıklamaktır. Metinde kelimeler ilk anlamları ile kullanıldığı için her okuyucu bu metinden aynı anlamı çıkarmaktadır. MİZAH KUTUSU Yahya Kemal’in İstanbul’a hayranlığı herkesçe bilinir. Şiir ve yazılarının büyük çoğunluğu’nun konusu İstanbul’dur. Onun için İstanbul’dan ayrı olmak sevgiliden ayrı olmak gibi’dir. Yahya Kemal, şu veya bu nedenle Ankara da ikamet etmek zorunda kalınca, İstanbul burnun da tütermiş. Yahya Kemal’e sormuşlar -Üstat, Ankara’nın sevdiğiniz bir yanı yok mu? -“Var.” demiş. “Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü severim.” Öğretici Metinlere Şu Türler Dahil Edilir; →Bilimsel metinler; Alanında uzman kişilerce kaleme alınan ve bilimsel bilgiyi iletmeyi sağlayan metinlerdir. ¤ Nesnel bir anlatım benimsenir ¤ Görüşler güvenilir kaynaklara dayandırılır ¤ Kaynaklar yazı’nın sonunda belirtilir ¤ Dil, göndergesel işlevde kullanılır ¤ Terimlere çokça yer verilir Türleri; Bilimsel Metinler “bilimsel makale, tarama, değerlendirme yazıları, konferans raporları, toplantı özetleri, bildiriler” olarak gruplandırılabilir. Bölümleri; Bilimsel metinler “başlık, özet, giriş, asıl metin, sonuç ve tartışma” bölümlerinden oluşur. Örneğin; Fosil yakıt kullanımı atmosfere önemli miktarlarda kükürtdioksit, karbondioksit, metan ve nitrik oksit gibi gazlar salar. Bunlardan kükürtdioksit asit yağmurlarına yol açar. Sera gazları denilen diğerleriyse, yeryüzüne çarpıp yansıdıktan sonra frekans dağılımı değişen Güneş ışınlarını soğurarak uzay boşluğuna geri kaçmalarını kısmen önler. En fazla salınan sera gazı karbondioksit. Karbon’un atom ağırlığı 12, CO2in molekül ağırlığı ise 44 olduğundan, yakılan her gram karbon atmosfere 3,667 gram karbondioksit salınması anlamına gelir. →Tarihi metinler; Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını neden-sonuç ilişkisi kurarak inceleyen bilim dalına tarih tarih incelemeleri sonucunda yazılan metinlere de tarihi metin denir. ¤ Belgelerden yararlanılır ¤ Açık, anlaşılı bir dil kullanılır ¤ Çok anlamlılığa kapalıdır ¤ Dilin göndergesel işlevi öne çıkar Örneğin; İlk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi, 12 bölüm ve 119 maddeden oluşur. Hazırlanan pek çok anayasa tasarısı arasından bu iş için görevlendirilen Cemiyet-i Mahsusanın hazırladığı teklif seçilir ve Midhat Paşa’nın başkanlığındaki hükümet tarafından son şekli verilir. Padişahın başkanlığındaki hükümet tarafından son şekli verilir. Padişahın onayından sonra 23 Aralık 1876 da anayasa ilan edilerek I. Meşrutiyet Dönemi başlar. →Felsefi metinler; Bilgi’nin kaynağı ve varlığın özü üzerinde duran, aklı kullanarak felsefi soruları ele alan metinler’dir. ¤ Sorgulayıcı, eleştirel bir tavra dayanır ¤ Dil, göndergesel işlevde kullanılır ¤ Sözcükler daha çok kavramsal yanlarıyla kullanılır. ¤ Soyutlanmalar’dan yararlanılır Örneğin; Varlık bir tek şeydir var olan ise o varlığın içindeki birçok şeydir. Bir tek varlık hakikat, realite ve o bir tek varlığı oluşturan, var olandır. Gerek görünüş gerek oluş, var olanda ortaya çıkar. Aristoteles, var olanı değişik yönlerden değil sadece var olan olarak incelemeyi teklif etmiştir. →Gazete çevresinde gelişen metinler; sohbet, deneme, fıkra, röportaj, eleştiri. Makale Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne sürmek veya bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan yazılardır. Bir yazarın belli bir konudaki düşüncelerini belli kanıtlar, belgeler ve inandırıcı veriler kullanarak okuyucuya kabul ettirmeye çalıştığı yazı türü’dür. Makale’nin temel amacı öğretmektir. Türk edebiyatında bu türün ilk örneğini Şinasi vermiştir. Şinasi, makalesini aynı zamanda ilk özel özel gazetesi olan Tercüman-ı Ahval de “Tercman-ı Ahval Mukaddimesi” başlığı altında yayımlamıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami dönemin ilk makale yazarlarındandır. Bu türün diğer temsilcileri arasında Cenap Şahabettin, Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp, Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan’ı saymak mümkündür. ¤ Nesnel bir anlatım benimsenir ¤ Ciddi bir üslubu vardır ¤ Bilgilendirme, öğretme, açıklama amaçlıdır ¤ Anlatılanları kanıtlama zorunluluğu vardır Sohbet Söyleyişi Yazarın günlük olaylar arasından seçtiği bir konuyla ilgili kendine özgü görüş ve düşüncelerini fazla derinleştirmeden karşısındakilerle konuşuyormuş gibi anlattığı yazılardır. Edebiyatımıza Tanzimat’tan sonra girer. Ahmet Rasim ile Şevket Rado bu türdeki yazıları ile tanınır. ¤ Senli benli bir anlatım benimsenir ¤ Okurla konuşuyormuş gibi yazılır ¤ Konuşma dili kullanılır ¤ Konu yüzeysel şekilde işlenir ¤ Konuya okurun dikkatini çekmek amaçlanır ¤ Planı, makale ile aynıdır Örneğin; Bu sözleri dinlerken tabi aklınıza gelen suali soruyu tahmin etmiyor değilim. Peki ama nasıl iyimser olmalı? İnsan dünya’ya iyimser olarak gelmektedir. Küçük çocukların en tatlı hayaller içinde büyüdüklerini hatırlayacak olursanız bu sözün doğruluğuna inanırsınız sanıyorum. Sonradan kötümser olduğumuza göre dostlarımızı iyimser insanlardan seçelim. Neşe bulaşır, derler. Onların neşeleri bize bulaşır, hayatı hoş tarafından almaya alışacağımız için kötümserliğimiz’den eser kalmaz belki. Deneme Yazarın herhangi bir konuda kendi kendisi ile konuşuyormuş gibi yazdığı, kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla oluşturduğu yazılardır. Dünya edebiyatında denemenin büyük ustası Montaigne olarak bilinir. Ayrıca bu türü geliştiren yazılar arasında İngiliz yazar F. Bacon, C. Lamb ve Alaine yer alır. Türk edebiyatında ise dönemin ustaları arasında Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sabahattin Eyüboğlu, Cemil Meriç ve Mehmet Kaplan yer alır. ¤ Planı makale ile aynıdır ¤ Her konuda yazılabilen serbest yazılardır ¤ Ciddi bir birikim gerektirir ¤ Yazar kendisiyle konuşuyormuş gibi üslup kullanır ¤ Öznel nitelikli, bireysel yazılardır ¤ Anlatılanları kanıtlama zorunluluğu yoktur ¤ İçten, samimi bir dil ve anlatım kullanır ¤ Dilin güzel kullanma amacı da vardır Örneğin; Ben, sanatı ve edebiyatı insan varlığının en kutsal yaratışlarından biri sayarım. Gerçek sanat eserlerinin de yanına geçecek değer de olduğuna inanan sanatçıların ellerinden çıkmış olanlar arasında bulunacağına inanıyorum. Zaten bana bu satırları yazdıran da bu inanış oldu. Tabi yarını, geleceği masal sayanlar, günü gününe yaşamakla yetinenler, diledikleri gibi düşünüp yazarlar. Fıkra Söyleyişi Bir yazarın günlük olaylara ya da ülke ve toplum sorunlarına ait herhangi bir konu üzerinde kişisel görüş ve düşüncelerini, akıcı bir dille anlatan yazılardır. Fıkra türü edebiyatımıza Tanzimat’tan sonra girer. Özellikle 1908’den sonra görülür. Ahmet Rasim, fıkra türündeki yazıları ile tanınır. Nasrettin Hoca fıkraları gibi mizahi fıkralar bu türden farklıdır. ¤ Toplumu ilgilendiren güncel konular işlenir ¤ Anlatılanları kanıtlama zorunluluğu yoktur ¤ Okuru konu hakkında düşündürmek amaçlanır ¤ Bir kamuoyu oluşturulmak istenir ¤ Serbest bir üslup benimsenir ¤ Planı, makale ile aynıdır Röportaj Soru-cevap üzerine kurulu bir türdür. Kişi ziyaret edilerek ona sorular sorulur ve alınan cevaplar olduğu gibi aktarılır. Röportajda belgelere ve fotoğraflara yer verilir. Günümüzde gazeteciliğin önemli bir kolu olan röportaj, siyasi ve edebi şahıslarla ilgili geniş sıra dışı bilgiler vermesi yönü ile önemlidir. Türk edebiyatında özellikle Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Diyorlar ki” adlı eseri bu türün en güzel örnekleri arasında yer alır. Diğer röportaj yazarlarından Hikmet Feridun Es, Tahir Kutsi Makal ve Yaşar Kemal dikkat çekenlerdir. ¤ Konu; bilgi, belge, görsellerle desteklenir ¤ Özelden genele bir anlatım kullanılır ¤ Birinci kişinin ağzından yazılır ¤ Anlatımda diyaloglardan yararlanılır ¤ Genelde şimdiki zaman kipi kullanılır ¤ Planı, makale ile aynıdır Örneğin; “En korunmuş köy neresidir?” diye soruyorum. Ortak olarak aldığım yanıt “dağ köyleri” oluyor. “Demek ki” diyorum, “En tepedeki en geçmiş zaman nakşedilmiş.” Dağ köyleri daha bozulmamıştır, düzene indikçe kentleşme kendisini daha belirgin gösterir. “Peki, hangi köydür bu?” Neredeyse herkesin yanıtı “Zekeya”. Zekerya köyü, Ardunç’un 26 kilometre güneyinde, Erzurum sınırına yakın. Vardığımızda öğlen olmamıştı. Herkes mallar için kışlık biçmede. Zaten biz de geçmişe en yakın olanları arıyoruz. “Köyde kimse var mıdır?” ses zayıflayarak bize ulaşıyor “Gülbek Emmi var, şu cumbalı ev.” Eleştiri Bir kişi, düşünce veya sanat eserinin zayıf ve güçlü yönlerini ortaya koyarak onun gerçek değerini belirlemeyi amaçlayan yazı türüdür. Edebiyatımıza Tanzimat’tan sonra girer. İlk eleştirmen, Namık Kemal kabul edilir. Batılı anlamda bir yazı türü haline Servetifü’nun Dönemi’nde gelir. ¤ Kişi veya yapıtın gerçek değeri ortaya konur ¤ Olumlu ve olumsuz yönler birlikte ele alınır ¤ Okura ve yazara yol gösterme amacı vardır ¤ Planı, makale ile aynıdır Örneğin; Toplumlar yaratır miti, yaratırsa bir kişi değil. Bunun için Memidik’in Muhtar’ı öldürmek düşüncesi ile haşır neşir olarak yaşayışından bir kişinin bir cinayet mitini yaratışına varamıyor Yaşar Kemal. Buna karşılık Yaşar Kemal, bilerek bilmeyerek, Memidik’in kişiliğinde bir Hamlet, bir köyü Hamlet yaratıyor. Memidik’i bize özgü bir Hamlet yapıyor. →Kişisel hayata ilişkin metinler Hatıra, gezi, biyografi, günlük, mektup. Hatıra Anı Bir kişinin, başından geçenleri, yaşadıklarını veya tanığı olduğu olayları, üzerinden belli bir zaman geçtikyen sonra yazdığı yazı türüdür. Anı kitaplarına “hatırat” denir. Hatıra türünün ilk örneği Göktürk Yazıtları kabul edilir. Türk Edebiyatında Tanzimat’tan sonra Batılı anlamda hatıralar yazılır. Akif Paşa’nın Tabsıra adlı yapıtı, Batılı anlamdaki ilk hatıra örneğidir. ¤ Yaşananlar akılda kaldığıyla çok sonradan yazılır ¤ Yaşananlar birincil kişinin ağzından aktarılır. ¤ Öyküleyici ve betimleyici anlatım ağırlıktadır. ¤ Öznel olsa da belgesel nitelik taşır Örneğin; Memduh Şefket Esendal rahmetli de Hisar da dergi yazılar yazmıştır. Bir gün Maliye Bakanlığına telefon etmiş. Bir arkadaş “Bir Bey, Hisarlı diye birini arıyor. Acaba sen misin?” dedi. Ahizeyi aldım. Esendal’ın sesi “Hisarlı Bey, Hisarlı Bey! Sizin Çınar dergisinin son sayısı bana ulaşmadı, onu gönderir misiniz?” Hay hay efendim, göndeririz dedim. Biyografi Yaşam Öyküsü Herhangi bir alanda başarılı olmuş, tanınmış kişilerin hayatını, düşüncelerini ve eserlerini anlatan yazılardır. Eski edebiyatta “tercüme-i hâl” kavramıyla karşılanır. ¤ Kişi’nin hayatı başkası tarafından anlatılır ¤ Üçüncü kişi ağzından aktarılır ¤ Belgelerden yaralanılır ¤ Kronolojik zaman dizinsel sıra izlenir ¤ Kişi’nin hayatı, düşünceleri ve yapıtları anlatılır Örneğin; Tanzimat’tan sonra gelenler arasında “öz şiir” yolunun en güçlü şairi olan Yahya Kemal Beyatlı 2 Aralık 1884’de Üsküp’te doğmuştur. Rakofça kırlarına çok eskiden yerleşmiş akıncı beyleri’nin soyundan Yahya Kemal’in asıl adı Mehmet Agâh’tır. Babası Nişli İbrahim Bey annesi, divan şiirinin son üstadlarından Leskofçalı Galib Bey’in yeğeni Nakiye Hanım’dır. Günlük Günce Kişinin gördüklerini, yaşadıklarını, düşündüklerini tarih belirterek günü gününe yazdığı yazılardır. Eski edebiyattaki karşılığı “ruzname”dir. Batılı anlamdaki ilk günlükler Tanzimat’tan sonra yazılır. Direktör Ali Bey’in Hindistan gezisini anlattığı Seyahat Jurnali adlı yapıtı bu türün ilk örneğidir. ¤ Yaşananlar günü gününe aktarılır ¤ Her yazının tarihi belirtilir ¤ Birinci kişinin ağzından aktarılır ¤ İçten bir anlatım benimsenir ¤ Yazarın iç dünyasını yansıtır Örneğin; Cumartesi, 6 Mart 1920 Öğle üzeri fakülteye gittim. Doğru Ömer’in Seyfettin odasına girdim. Bitap güçsüz yatıyordu. Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnumun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı düzensizdi. Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış, “Burası hastane değil, tımarhane… Ben Canip’e gideceğim!”demiş. Dalgındı, “Ömer! Ömer!” diye seslendim. Gayet fersiz ışıksız gözlerle bana baktı “Tanıdın mı?” dedim. Kendine mahsus özgü çabuk ifadeyle kafasını sallayarak “Canip!” dedi, yine daldı. Mektup İnsanlar arasında haberleşmeyi sağlayan mektup, edebi değer taşıdığında edebi türlerden sayılır. Birbirinden uzaktaki kişilerin haberleşmek amacıyla kullandıkları yazı türüdür. Yoksa iş mektubunun ya da belli kurumlardan şahıslara gönderilen mektupların edebiyat sahasındaki mektuplardan sayılması gerektiğini bilmeliyiz. Latin edebiyatında ilk örnekleri görülen mektup türünün asıl geliştiği dönem 18-19. yüzyıl’dır. Balzac “Vadideki Zambak”ı, Goethe “Genç Werther’in Acıları”nı ve Rousseau bazı eserlerini mektup türünde yazmıştır. Türk edebiyatında Fuzuli’nin Şikayetname adlı mektubu bu türün bilinen ilk örneklerindendir. Örneğin; Kardeşim, Günler geçiyor. Hayattan memnunum, zaten ondan hiç bir vakit şikayetçi olmadım. Hayattan korkmuyorum ki şikayetçi olayım ve ondan ümidimi kendim için ve kendimden önce insanlarım, sevgilerim için her zaman kesmiş değilim ki şikayet edeyim. Gözlerinden öperim kardeşim. Sıhhatli, ümitli ve iyimser olmanızı dilerim. NAZIM HİKMET Öğretici Türlerin Genel Özellikleri; • Bilgi vermeye ve açıklamaya dayalıdır • Yazar, anlatacaklarını doğrudan aktarır • Bilgi, belge, gözlem ve gerçeklerden beslenir • Kurgu, hayal, olağanüstülük içermez • Açıklama, tanımlama, tartışma, karşılaştırma, örneklendirme gibi teknikler kullanılır • Nesne bir anlatım benimsenir • Dil, ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılır • Bir konusu, ana düşüncesi ve yardımcı düşünceleri vardır • Açık, anlaşılır, sade bir dil kullanılır • Mesaj, doğrudan yazar tarafından verilir • Çok anlamlı değildir, yoruma kapalıdır • Sanat yapma amacı taşımaz Metinler Aşağıdaki Ölçütlere Göre Sınıflandırılır; » Gerçeklikle ilişkileri » Kullanılan anlatım tekniği » Kullanılan anlatım türü » Dilin kullanımı ve işlevi » Metin içeriği » Biçimsel özellikler » Yazılış amacı ESKİ METİNLERDE BİR SEMANTİK İNCELEME ÖRNEĞİ HİKMET-NÂMEDr. Mustafa Altun* Özet Bu makale, XV . yüzy ıld a yaşamış Antepli İbrahim ibn-i Bâlî’nin 1488 yılında kaleme aldığı ve Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini yansıtan Hikmet-nâme adlı eserinin bir bölümü üzerine yaptığımız doktora tezinin inceleme bölümünde önemli bir yer tutan “semantik” bölümünün gözden geçirilmiş ve genişletilmiş halidir . Makalede, çağdaş dilbilim yaklaşımları dikkate alınarak, metnin fonem, morfem ve metin düzey inde anlam incelemesi yapılmıştır. Anahtar Sözcükler Esk i An adolu Türkçesi, Anlambilim, Fonem, Morf em Absract In this ar ticle, seman tic wh ich w as a p art of doctor ate thesis based on H ikmet-namah wr itten in 1488 by İbrahim ibn-i Bâlî w as d ealt. In the article taking con temporary linguistic approach es in to consideration and phonem, morphem, seman tic study was made on th e level of text. Key Words Old Anatolian Turkish, Semantic, Phonem, Morphem 1. Giriş Eski metinlerde dilbilgisi incelemeleriyle ilgili bugüne kadar yapılan çalışmaların fonetik, morfolojik ve kısmen de sentaktik alan üzerine olduğu görülmektedir. Dilbilimin önemli bir alt kolu olan semantik çalışmalar ise ağırlıklı olarak edebî sanatlar ve metin tahlilleri çerçevesinde edebiyat incelemeleri kapsamında kalmıştır. Bu eksiği göz önüne alarak Hikmet-nâme adlı eser üzerine yaptığımız çalışmanın odak noktasına semantik’ incelemeyi aldık. Bu incelemeye konu olan Hikmet-nâme adlı eser hakkında bilgi verecek olursak, kısaca şunları ifade edebiliriz Hikmet-nâme, XV. yüzyılda yaşamış Antepli İbrâhim ibn-i Bâlî tarafından Hicrî 893 Milâdî 1488 tarihinde Memlük sultanı Kayıtbay`a ithafen mesnevi tarzında yazılmıştır. 13 bin beyit tutan gibi büyük bir hacim tutan eserde ağırlıklı olarak sırasıyla, astronomi, melekler, tabiattaki dört unsur, dağlar, denizler, adalar, ülkeler, şehir ve kasabalar, değerli taşlar, balıklar, nehirler, su kaynakları, insanın nitelikleri ve organları, bitkiler, tarihî olaylar vb. konularda bilgilere yer verilmiştir. Bizim çalışmamızın eserin sadece 6296 beyitlik bölümü üzerine yapıldığını da burada eklemek gerekir. İbn-i Bâlî, kendi döneminin ve önceki dönemlerin klasik kaynaklarından alıntıların yanı sıra duyduklarını, gördüklerini de eserinde yansıtmıştır. Bu geniş konu yelpazesi dolayısıyla döneminin ansiklopedik bir eseri olarak kabul edilmektedir. 2. Hikmet-nâme’de Anlam İncelemesi Çağdaş dilbilimde her ne kadar birbirini yadsıyan, olumsuzlayan ya da yok sayan yaklaşımlar olsa da, anlam alanı fonem düzeyinden başlayarak daha büyük anlam birimlerine kadar inceleme konusu yapılmıştır. Makalede, biz de bu yaklaşımı benimseyip dilbilimcilerin farklılıklarını da gözeterek bir anlambilim perspektifi ortaya çıkarmaya çalıştık. Bu açıdan metnin anlam incelemesini üç ana başlık altında topladık fonem, morfem ve metin düzeyinde anlam incelemesi. Fonem Düzeyinde Anlam İncelemesi Fonem sesbirim, en küçük ayırıcı, kesintili, işlevsel, karşıtlığa dayanan, sesbirimciklerden oluşan ve ikinci eklemlilik düzenine bağlanan birim Vardar, 199877. Zeynep Korkmaz ise fonemi, “Konuşma organlarının belirli hareketleri ile meydana gelen ve belli bir biçimde sıralanarak aynı dili konuşanlar arasında bir kavramın ifadesi için kullanılan kelimeleri oluşturan anlam ayırt edici ses.” olarak tanımlar Korkmaz, 199229. “Saç, kaç, taç, maç…” kelimelerindeki “s, k, t, m” ünsüzleri anlam farkı yaratan birer fonem sesbirim olarak örnek gösterilebilir. Bu bağlamda metindeki örnekler aşağıda sıralanmıştır Bu örneklerde tek bir fonemin anlamı değiştirci özelliği ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Özellikle Arap harfli eski metinlerde bu durum ayırıcı bir nitelik taşımaktadır. Farklı harflerin Arapçada olmasa da, Türkçe açısından benzer sesleri karşılaması, okunuşta ve dolayısıyla metni anlamlandırmada sorunlara neden olmaktadır. T sesi için te ve tı , s sesi için sin ve sad harflerinin, o, ö, u, ü sesleri için vav harfinin, a, e sesleri için elif ve he harflerinin kullanılması karışıklığa yol açmaktadır. Bu durum, Eski Anadolu Türkçesi döneminde özellikle imlâ birliğinin sağlanmasını güçleştirmiştir, sorun, ancak Klasik Osmanlı Türkçesi döneminde aşılmıştır. Anlam değiştirici fonem örnekleri alem 498 / Âlem 498 adem 3472 / âdem 526 ata 4443 / 47. atâ 47 eser 3977 / eser peltek s 3767 114 ilci 2339 / ilçi 2340 od 238 / ot 3702 Aynı gösterenin farklı yazılışları beşinci 744 / biş 454 çok 990 / çog 977 düşmân 2629 / düşmen 268 ebsem 364 / epsem 499 ejdehâ 432/ ejderhâ 39 ergavân+ı 427 / erguvân+ıla 64 pâdişah+lar 265/ pâdşeh +ler 6208 / pâdişâye 2549 savuk 64 / sovuk 208 Morfem Düzeyinde Anlam İncelemesi Morfem biçimbirim, dilde daha küçük parçalara ayrılamayan anlamlı en küçük birim. Oyun-cu-luğ-umuz-un, baş-ar-ı-sı, gül-üş-me.Korkmaz, 199210 John Lyons ise “çözümlenemez en küçük biçim” olarak tanımlar ve İngilizce şu örnekleri sıralar -s, -ed, -ing son ekleri ve the, my, from ve or Lyons, 1977383. Berke Vardar da morfemi, “en küçük anlamlı birim, en küçük gösterge” olarak tanımlar Vardar, 199845. Bu tanımlardan hareketle Türk dili açısından ele alındığında morfem, kök halindeki kelime ile bu kelimelere bağlanan eklerden oluşmaktadır. Ek Düzeyinde Morfem İncelemesi Türkçede anlamı değiştiren ve kalıcı anlam kazandıran ekler, yapım ekleridir. Bu ekler, kelime kök ya da gövdelerine gelerek kökün ve gövdenin anlamına yakın anlamlar oluştururlar. Metnimizde kökü Türkçe olan kelimelerle, ödünçleme kelimelerden türetilmiş çok sayıda türeme kelime mevcuttur. Bunların tamamını buraya almak yerine örnekleme yoluyla öne çıkan kelimelerin morfem düzeyinde incelemesini yapmaya uygun gördük. +ca arab+ca 628 arab ödünçleme kelimesine +ce ekinin getirilmesiyle bir milletin konuştuğu dili gösteren yeni bir kelime türetilmiştir. +inci biş+inci 758 biş sayı ismine +inci eki getirilerek sıra sayı kelimesi türetilmiştir. +lık ara+lık 979 ara ismine +lık eki getirilerek yeni bir isim türetilmiştir. +lık eki Türkçede çok geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Yer, alet, soyut isim vb. anlamlar içerir. 115 +la av+la-mış 5007 av ismine +la eki getirilerek ismin gösterdiği eylemi gösteren yeni bir kelime türetilmiştir. +la eki Türkçedeki işlek eklerden biri olup ödünçleme kelimelerin Türkçeleştirilmesinde oldukça önemli bir işleve sahiptir. +lu cân+lu, cân+suz 5 cân ödünçleme kelimesine +lu ve +suz eklerinin getirilmesiyle iki ayrı kelime türetilmiştir. Bu iki ek, anlam itibarıyla genellikle birbirinin zıttını oluşturmaktadır. -dür- bil-dür-ür 554 bil- eylemine –dür- eki getirilerek geçişli/nesne alan bir eylem türetilmiştir. -t- ak-ı-t-dı 26 ak- kökünden türemedir. -t- eki bu fiile gelerek eylemi ettirgen bir eylem haline getirmiş, yeni bir anlam kazandırmıştır. -ür- biş-ür-ür 5695 biş- eylemine –ür- eki getirilerek köke etkenlik kazandırılmıştır. Biş- edilgen bir eylemdir. Bişür- ise etkendir. Kelime Düzeyinde Morfem İncelemesi Temel anlam/Düzanlam Denotation Bir gösterenin gösterilenini oluşturan kavramın kaplamı, gösterenin belirttiği nesneler sınıfı Vardar, 199889. Genellikle sözlüklerde, sözlük maddesinin ilk anlamı olarak kabul edilse de, Roland Barthes bu görüşe katılmamaktadır. Ona göre, “Düzanlam ilk anlam değildir, ama öyleymiş gibi yapar; bu yanılsamanın altında sonuçta yalnızca yananlamların sonuncusudur.” Barthes, 200220 Metinin sözlük-dizininde genellikle 1. sıra numarasıyla verilen anlamlar, temel anlam olarak tespit edilmiştir. Aşağıda bunlardan bir kısmı örnek olarak verilmiştir ara 1. Orta 1368; 2. Mahal, mevki 1372 dehr A. 1. Dünya. Krş. dünyâ. 3275 2. Devir, zaman. derd F. 1. Dert, gam, keder, tasa. 2790 2. Acı, ağrı. 3955 der-gâh F. 1. Tekke 2397 2. Kapı önü. 2984 sebeb A. 1. Sebep, neden. 5469 2. Vasıta. 5472 Yan anlam Connotation Bir sözcüğün sürekli anlamsal öğelerine ya da düzanlamına kullanım sırasında katılan ve bildirişenlerin tümünce algılanmayan, ikincil kavramlara, imgelere, öznel izlenimlere vb. ilişkin olan duygusal, çoşkusal ikincil anlam, çağrışımsal değer Vardar, 1998 224. 116 Roland Barthes’a göre, “Yananlam klasik betiğin metnin çok anlamlılığına, klasik betiği temellendiren şu sınırlı çoğula ulaşmanın yoludur…Tanımlarsak, bu bir belirleme, bir bağıntı, bir yinelem, daha önceki, daha sonraki ya da dışarıdaki anışlara, betiğin ya da bir başka betiğin başka yerlerine bağlanma gücü olan bir özelliktir.” Barthes, 200219 Metnimizde bu anlam türüyle ilgili sözlük-dizinde listelenmiş oldukça bol örnek mevcuttur. Aşağıda bunlardan bir kısmı verilmiştir düz- 1. Yapmak. 1504 2. Yazmak. 4140 ebter A. 1. Hayırsız 3233 2. Faydasız şey. 5810 ehl A. 1. Sahip, malik. 290 2. Usta, maharetli. devrân A. 1. Dönme 704. 2. Felek 679. 3. Zaman. düş- 1. Atılmak. 4881 2. Yakalamak. 4872 3. Konmak. 4563 4. Peşinden gitmek. 5825 5. Mala sahip 6. İçine düşmek. 231 Zıt anlam /Tersanlamlılık/Karşıtanlam Antonym Anlam bakımından birbirinin karşıtı olan kelimelerin anlamıdır. Karşıtlık niceliğe, niteliğe ve kimi zaman da göreceli ölçütlere göre dili kullananlar tarafından belirlenebilmektedir. Aşağıda metinden aldığımız karşıtlık örneklerine baktığımızda sayıca azlık ve çokluk, dış iç, üst alt, olma bozulma, karşıt yönler, karşıt renklerden oluşan bir kelime sıralaması mevcuttur. Temelde ikilik ya da karşıtlık kavramı felsefî ve dinî bağlamlarda ele alınan bir konudur. Felsefî ve dinî söylemlerin hemen hepsinde dualite ikilik ismi verilen karşıtlıklar söz konusudur iyi x kötü, güzel x çirkin, doğru x yanlış, günah x sevap, melek x şeytan vb. Tabiattaki ikilikler ise çoğunlukla insanların evreni algılayış biçiminden kaynaklanan ikiliklerdir doğu x batı, kara x ak, iç x dış, gök x yer vb. Görsel açıdan karşıtlıklar ele alındığında ise, algılanan nesnelerin üç boyutundan hareketle ikiliklerin oluşturulduğu görülmektedir alt x üst, aşağı x yukarı, sağ x sol, uzak x yakın, düz x yuvarlak, kalın x ince vb. az 6267 x çok 6267 batın 1583 x zâhir 1583 dünyâ 298 x ukba 298 gök 4108 x yir 4108 iç 4868 x taş 4868 kara 2915 x ak 2915 kevn 1009 x fesâd 1009 şark 1113 x garb 1113 yaz 3816 x kış 3816 117 Çokanlamlılık Polysemy Bir gösterenin birçok gösterilen belirtme özelliği; bir birimin birçok anlam içerme durumu Vardar, 199865. Ullmann, çokanlamlılığın kaynaklarını 5 bölümde ele almaktadır a Kullanımdaki değişiklikler b Sosyal çevredeki uzmanlaşma c Mecazî dil d Eşadların yeniden yorumlanması e Yabancı etkiler Ullmann, 1979159-165 Metnimizde çokanlamlılık taşıyan örnekler mevcuttur. Aşağıda bunlardan bir kısmı gösterilmiştir bas- 1. Taşmak 2030 2. Adım atmak. 1336 3. İşgal etmek. 170 çâlâk F. Yüksek yer 5627 2. Eli tez , çabuk. 5615 gün 1. Vakit, zaman gün. 303 2. Çağ, devir. 3998 oglan 1. Erkek çocuk. 4384 2. Çocuk. 3710 sebeb A. 1. Sebep, neden. 5469 2. Vasıta. 5472 Eşanlamlılık Synonym / Terâdüf İki ya da daha çok sayıda göstergenin aynı anlama gelme, ayrı gösterenlerin aynı gösterileni belirtme özelliği Vardar, 199897. Bloomfield’a göre, her dilsel biçim, değişmez ve özel anlamlar içerir. Eğer bu biçimler farklı sesletimlere sahipse, onların anlamlarının da farklı olacağını düşünmemiz gerekir. Kısacası biz, gerçekte eşanlamlılık olduğunu kabul etmiyoruz Ullmann 1979141. Prof. Collinson ise, eşanlamlılıklar arasında 9 belirgin farkı tanımlamıştır 1 Daha genel refuse-reject reddetme-geri çevirme, 2 daha yoğun repudiate-refuse inkâr-reddetme, 3 daha duygusal reject-decline reddetme-geri çevirme, 4 daha yansız thrifty-economical tutum-ekonomik, 5 daha uzmanlık gerektirici decease-death ölüm-ölüm, 6 daha edebî passing-death geçici-ölümlü, 7 daha konuşma diline özgü turn down-refuse geri çevirme-reddetme, 8 daha yerel flesher-buthcher etçi-kasap, 9 daha yerinde daddy-father baba-baba.Ullmann 1979142-143 Lyons’a göre, ideal olan dil her biçimin tek bir anlamı olduğu dildir. Ne var ki, bu ideal herhalde hiç bir doğal dilde gerçekleşmez. İki ya da daha çok biçim aynı anlamı çağrıştırabilir.Lyons 1983362 118 Bloomfield’ın görüşünün aksine Lyons, eşanlamlığı kabul ediyor görünmektedir. Ancak o da, bunu belirli koşullara bağlamıştır Bütüncül eşanlamlılığın bilişsel ve duygusal açıdan anlamları özdeş olan kelimeler arasında gerçekleşebileceğini varsayar. Çünkü kimi kelimeler bilişsel açıdan özdeş olsalar da duygusal açıdan özdeş değildirler. Metnimizdeki örnekleri incelediğimizde eşanlamlı kabul ettiğimiz kelimelerin hemen bir çoğunun farklı dil kökenlerinden geldiğini görmekteyiz. Aynı anlamı çağrıştıran farklı kelimelerin bu denli kullanılır oluşunu aruz vezninin zorlayıcı koşullarına bağlayabilsek de, kültürel eğilimlerin ve etkilenmelerin daha öncelikli olduğu düşüncesini taşımaktayız. Metnimizde özellikle nesne isimlerinin birden fazla eşanlamlı kelimeyle karşılandığı görülmektedir. Bunlardan bazıları aşağıda listelenmiştir Türkçe Arapça Farsça yılduz 550 necm 573 sitâre 786 ay 655 kamer 327 mâh 121 güneş 120 şems 558 mihr 23344 su 646 mâ 69 âb 269 yil 1115 rih 527 bâd 526, rûzigâr 245 balık 3730 semek 4463 mâhi 3981 dag 1901 cebel 1418 kûh 1048 deñiz 477 bahr 307 deryâ 323 ırmak 5384 nehr 839 cûy 5324 kapu 2265 bâb 1884 der 671 Eşadlılık Eşseslilik / Homonymy Vardar’a göre eşadlılık, gösterileni ayrı, göstereni özdeş olan sözcüklerin özelliğidir. Vardar 199897. Ullmann ise eşadlılığın kaynaklarını üçe ayırmıştır Ullmann, 1979176-180 a Fonetik yakınlaşma Eşadlılığın en yaygın sebebi yakınlaştırıcı ses gelişmesidir. Fonetik değişmelerin etkisi altında iki ya da daha fazla kelime konuşma dilinde ve bazen de yazılı dilde farklı biçimleri uyuştururlar Eski İngilizce melo > meal “un” mil Eski İngilizce mæl > meal “yemek” mil b Semantik uzaklaşma Birden fazla anlama sahip bir kelimenin anlamlarının birbirinden uzaklaşmasıyla farklı kelimeler olarak algılanması sonucu ortaya çıkan 119 eşadlılık durumudur. Aşağıdaki İngilizce örnekler aynı kökten gelen ancak anlamları farklılaşan eşadlara aittir pupil “öğrenci” pupil of the eye “ göz bebeği” sole “ayakkabı tabanı” sole “dil balığı” c Yabancı etkiler İngilizce kökenli kelimelerle yabancı dillerden ödünçleme kelimeler arasındaki fonetik uyuşma sonucu ortaya çıkan eşadlılık durumudur. Eski İngilizce geat > gate “giriş” Eski Norveççe gata > gate “yol, cadde” Metnimizde eşadlılık örneklerine baktığımızda hemen birçoğunun isim ve fiil yazılışlarındaki benzerlikten kaynaklandığı görülmektedir. İsimlerle fiillerin emir üçüncü teklik şahıs çekimlerinin benzer imlaya sahip olmaları onları eşadlı duruma getirmektedir. Bir örneğimizde ise Farsça bir kelimeyle Türkçe bir kelimenin benzerliği söz konusudur dil. Türkçe iki kelimenin eşadlılığını ise yüz kelimesinde görmek mümkündür. bil 1. Bel. 2416 2. Bilmek. 608 biş 1. Sayı beş 703 2. Pişmek. 5922 dil F. kalp. 1214 2. Türkçe Dil, lisan. 3463 düz 1. Düz. 765 2. Düzmek, yapmak. 1522 gül 1. Bitki Gül. 190 2. iç 1. İçeri. 3832 2. İçmek. 2299 kıl 1. Kıl, saç teli. 3841 203 var 1. Varlık. 700 2. Varmak. 676 yüz 1. Yüz, surat, çehre. 9 2. Suda yüzmek. 4635 3. Sayı yüz. 605 Yakın anlamlılık İki ve daha çok kelimenin birbirine yakın anlam taşıması, aralarında küçük bir anlam farkının bulunması Korkmaz, 199267. Hemen birçok semantik kitabı bu terimin yerine eşanlamlılık terimini tercih etmiştir. Zeynep Korkmaz’ın dışında semantik üzerine anılan diğer kaynaklarda bu terime rastlanmamıştır. Hatta Korkmaz, diğer pek çok semantik terimine yabancı karşılıklar verdiği halde, yakın anlamlılık için bir karşılık vermemiştir. Dolayısıyla bu terimin örneklerini eşanlamlılık teriminde yer alan örnekler olarak anlamak gereği vardır. Alt anlamlılık Hyponymy Sözlüksel birimler arasındaki anlamsal içerilme bağıntısı Vardar, 19989 “Altanlamlılık terimi anlambilimcinin geleneksel dağarcığında bulunmayan bir terimdir; “eşanlamlılık” ve “zıtanlamlılık” terimlerine örneksenerek son yıllarda türetilmiştir. Terim yeni 120 olsa da altanlamlılık kavramı yeterince gelenekseldir ve bütün dillerin sözvarlıklarının düzenlenmesinde kurucu ilkelereden birisi olarak kabul edilmektedir. Sık sık “kapsama” inclusion olarak anılmaktadır. Sözgelimi scarlet al sözcüğünün anlamının red kırmızı sözcüğünün anlamında’; lale sözcüğünün anlamının’ çiçek sözcüğünün anlamında’ içerildiği vb. söylenir.” Lyons, 1983404-405 “Altanlamlılık tek yanlı sezdirim açısından tanımlanabilir örneğin, X laledir, X çiçektir demektir ama bunun tersi doğru değildir” Lyons, 1983406 Metnimizde geçen yıldız / sitâre / necm kavramları altanlamlılığa örnek gösterilebilir Yedi yıldızdan oluşan evren anlayışı içinde, yıldızların her biri, birer altanlam oluşturmaktadır. Yılduz 558 > Zühre 2322, Zuhal 552, Utârid 562, Müşterî 554, Merrîh 556, Güneş Şems, Mihr 2322, Ay Kamer, Mâh 2322 Lyons’un örneğinden hareket edersek, X Zuhal’dir, X yıldızdır, demektir. Bu bağlamda Zuhal, yıldız “üstterim”inin altanlamı olmaktadır. Anlam Daralması Semantic Restriction Anlamlı bir birimin daha sınırlı bir kapsam içermeye başlaması; genel bir anlamdan özel bir anlama geçerek değişmesi Vardar, 199823 oglan 1. Erkek çocuk. 4384 2. Çocuk. 3710 O günkü dildeki yaygın anlamıyla “erkek çocuk” anlamındaki kelime Eski Türkçe dönemindeki anlamına uygun olarak hem kız hem erkek çocuk anlamında bir defa kullanılmıştır. Eğretileme Metaphor/İstiâre “Düzdeğişmeceye karşıt olarak, dizisel bağıntılar düzleminde, ortak anlambirimcikler kapsadıklarından aralarında eşdeğerlik ilişkisi kurulan anlamlı öğelerden birini öbürü yerine ve karşılaştırma yapılmasını sağlayan sözcükleri örn. Gibi kaldırarak kullanma sonucu oluşan değişmece” Vardar, 199893. Doğan Aksan da benzer tanımlamalar yapmakla birlikte bu terimi “deyim aktarması” terimiyle karşılamıştır Aksan, 199862. Aksan, deyim aktarmasını“Bir genç kızın fidan gibi ince, narin yapılı ve çekici olduğunu belirtmek üzere, onun için fidan gibi ya da ceylan benzetmeleri yapılır. Ancak benzetme ilgeci kaldırılarak bu genç kız fidan ya da ceylan göstergeleriyle anlatılırsa burada artık birer deyim aktarması söz konusudur.” İfadesiyle anlatmaktadır. Aksan, 199863 a İnsandan Doğaya Aktarma 4858. Yiri taglar etegidür sevâhil 121 Ki anda ola megârât u medâhil Etek kelimesi insana ait bir giysiyi anlatırken, bu örnekte dağa ait bir özelliği taşımıştır. b Doğadan İnsana Aktarma 2431. Yüzüñ bedr ideli hüsnüñ hilâlin Beni mihrüñle yakdı şol ay elin Mihr kelimesinin sevgilinin parlaklığını temsil etmesiyle eğretileme yapılmıştır. c Doğadaki Nesneler Arasında Aktarma 4649. Huşendür arkası anuñ çü sühân Kılıç balçıgı ider cildin insâñ Kılıç kelimesinde, bir balık türü için eğretileme yoluna gidilmiştir Düzdeğişmece Metonomy/ Mecâz-ı Mürsel “Eğretilemeye karşıt olarak, tümcede dizimsel bir bağıntı kuran ya da belirtilen gerçeklik düzleminde yan yana bulunan öğelere ilişkin olarak, benzetme yapılmaksızın sonucun neden, kapsayanın kapsanan, bütünün parça, genelin özel, somutun adın soyut kavram yerine kullanılması yoluyla oluşan değişmece türü” Vardar, 199889. Metnimizde geçen bazı düzdeğişmece örnekleri aşağıda gösterilmiştir 348. Geçürsün ömrini gussayla hussâd Otursun memleket tahtında ol şâd Bu beyitte “taht” kelimesi gerçek anlamıyla oturalan bir yer değildir. Devletin başında olmak anlamını taşır. Somut-soyut ilişkisi vardır. 414. Bu mektebden okısañ ger ebâced Olasın marifet dersinde ustâd Bu beyitte “ebâced” kelimesi kitap kelimesinin yerine kullanılmıştır. Doğrusu elifba kitabı şeklinde olmalıydı. Parça-bütün ilişkisi vardır. Terim anlam Belirli bir uzmanlık alanına özgü anlam taşıyan kelimelerin anlamıdır. Metnimiz ansiklopedik bir nitelik taşıması dolayısıyla, bu konuda oldukça bol örneğe sahiptir. Astronomi, coğrafya, madencilik vb. pek çok özel bilgi alanıyla ilgili kelimeler mevcuttur Astronomi Burûc 630, Cirm 634, Kutr 634, Cüzv 633 Madencilik Kibrît-i Asfer 3594, Sîm-âb 269, Zümürrüd 3945, Fîrûze 3951 Hayvan adları Öküz 4712, Kuz 4312, Köpek 4681, Dâbbetü`l-Misk 4287 Bitkibilim Kâfûr 4340, Vâkvâk 4355, Serv 5860 122 Metin Düzeyinde Anlam İncelemesi Metin düzeyinde anlamı ele alırken, öncelikle, metin nesnesini anlamlı kılan araştırıcı- okuyucu’nun tutumundan bahsetmek yerinde olacaktır. Roland Barthes, okumanın öznelliği ve nesnelliğini dile getirirken, “Nesnellik ve öznellik kuşkusuz betiği ele geçirebilecek güçlerdir, ancak bu güçlerin onunla bir benzerliği yoktur. Öznellik dolu bir imgedir, onunla bir betiği doldurduğum varsayılır, ancak hileli doluluğu, beni yaratan düzgülerin bıraktığı izden başka bir şey değildir; öznelliğim sonuçta alışılmış kalıpların oluşturduğu genelliğin ta kendisidir. Nesnellik de aynı türden bir doldurmadır ötekiler gibi düşsel bir dizgedir, kendimi uygun bir biçimde adlandırtmama, kendimi tanıtmama, kendimi yanlış tanımama yarayan bir imgedir.” demektedir. Barthes, 200221 Barthes, bu söylemiyle, nesnellikle öznellik arasında, metni anlamlandırma ya da anlamlı kılma açısından bir fark görmüyor. Gerçekten de hangi zamana ait olursa olsun, her metin okuyucunun insaf dairesi içinde nesnel ya da öznel okumalara ve anlamlandırmalara tabi tutulmaktadır. Bu durum, bilimselliğe dayandığı iddiasıyla öne çıkan araştırıcı-okuyucunun nesnelliğini tehlikeye sokmaktadır. Walter Andrews bununla ilgili olarak, metin incelemesi bağlamında, Divan edebiyatının önemli nazım biçimlerinden biri olan gazel üzerine yazdığı Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı adlı inceleme kitabının girişinde metnin ele alınışına, anlamlandırılmasına dair bize, önemli ipuçları veriyor. Ona göre, “Anlam terimi, doğrudan doğruya, gerçek dünyadaki belli bir nesneyi ya da fenomeni göstermez, indirgenemez nitelikte geniş ve karmaşık bir fenomenler dizisini gösterir” Andrews, 200017-18. “Bir yandan, anlamı, “bir başka deyişle” yeniden üretmenin temel imkânsızlığını öne sürmüşken, öte yandan, Osmanlı gazellerindeki anlamdan, “kendi deyişimle”, kendi kelimelerimle bahsetmek için hayli çaba sarfetmem konusunda bir açıklama yapmam gerekir. Bu işe kalkışmanın anlamlılığını iki gerekçeyle savunabilirim Birincisi böyle bir çalışma, yani anlamın doğasına, anlamın nasıl oluştuğuna ve insan deneyiminde ne gibi bir rol oynadığına ilişkin bir inceleme bize çok şey kazandırabilir. İkincisi, sanat nesneleri, özellikle bizden zaman, dil ve gelenekle ayrılmış olan sanat nesneleri, bilimsel inceleme sürecinin sağladığı pencereler ve kapılar olmaksızın gerçekte ulaşılmaz niteliktedir.” Andrews, 200018 123 “Bir şiirin anlamının başka türlü ifade edilemeyeceği öncülünden yola çıkarsak, “Bu şiirin anlamı ne?” sorusunu biraz değişik bir şekle sokabiliriz Bu şiirle aramda ortak bir zemin nasıl bulurum, öyle ki şiiri anakronistik olmayan, makul bir tarzda anlayıp değerlendirebilir miyim? Bu soruya verilebilecek kestirme cevap – “Şiirin yansıttığı hayatı yaşa!”- çoğu durumda uygulama şansı olmayan, imkânsız bir şeyi istemektir. Kolaya kaçmadan verilecek bir cevap ise, bir yöntem izlenmesi, bu şiiri ve başka şiirleri incelerken kullanılacak bir bakış tarzı oluşturulması gerektiğidir.” Andrews, 200018-19 “Bir edebî metnin anlamını, o metni oluşturan sözlerin sözlük karşılıklarını bilmeden kavramaya başlayamayacağımız doğrudur, ama tek bir kelimenin karşılığını saptamak için kullandığımız yöntemleri edebî bir metnin geneline yansıtarak metnin anlamına ulaşamayacağımız da doğrudur…Kelimelerin ve edebî metinlerin anlamını hem dil kuralları, hem de dile dışsal olan motivasyonlar yaratır.” Andrews, 200019 “Şiirin yansıttığı hayatı yaşa!” ilkesiyle Andrews, metnin nasıl anlamlandırılacağı konusunda bize bir anahtar sunmaktadır. Biz de, metin düzeyinde anlam araştırmasının ilk basamağında metnin tarihî zeminini oturtmaya çalıştık. Öncelikle ansiklopedik bir nitelik taşıyan Hikmet-nâme’nin bu yönünden hareketle, içeriğini oluşturan belli başlı konuların tasnifi yapıldı. Buna göre, metnin yazıldığı dönemdeki astronomi, coğrafya, din, felsefe, fen bilimleri gibi alanlara ait kaynaklara ulaşıldı. İnternet ortamında geçmiş dönemlere ait haritalar bulundu. Coğrafî yer adları bilgisayar ortamında kayıtlı olan haritalarla birlikte basılı kaynaklar da kullanarak karşılaştırıldı. Astronomi konusunda o döneme ait bilgiler derlenerek çok fazla ayrıntıya girilmeksizin genel hatlarıyla bu konuda neler düşünüldüğü tespit edildi. Medreselerde okutulan derslerin türü, içeriği üzerine de başka kaynaklardan derlemelere gidildi. Merkezde metin durmak üzere, bir daire etrafında metne uygun hemen her kaynak , imkân nispetinde bulunmaya çalışıldı. Bu çalışmanın sonucunda metni oluşturan başka metinlerin varlığı tespit edildi. Bu konuda müellifin bizzat kendisi, kullandığı kaynaklar konusunda bize ipuçları sunmuştu Aristotales, Batlamyus, Hipokrat vb. çağdaş metin incelemelerinde metinlerarasılık” diye adlandırılan ve her metnin başka metinleri içerdiğini öngören yaklaşımı biz de bu çerçevede benimsedik. Metin düzeyindeki bu anlam araştırmasının sonuçlarını şu şekilde sıralamak mümkündür 1. Hikmet-nâme, kozmolojik görüş bağlamında klasik İslâm geleneğine bağlı bir durum sergilemektedir. Evrenin düzeni, dinî kaynaklardan da istifade ederek açıklanmaya çalışılmıştır. Bu düzenin merkezinde “Allah” vardır. Evrenin, varlıkların yaratılışı onun emriyle olmuştur ve evrendeki düzeni “Allah” kurmuştur. 124 2. Astronomiye ait görüşlerin temelinde eski Yunan anlayışının izlerine rastlanmaktadır. Evrenin merkezinde Dünya’nın yer aldığı yedi gökten oluşan bir evren anlayışı benimsenmiştir. Gezegenler, Güneş ve burçlar Dünya’nın çevresinde dönerler. Bu dönme“felek“ adı verilen bir genel sistemin de adını oluşturur. Felek, insanların talihine etki eden, hayatını âdeta yönlendiren önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Burçların da etkisine inanılır. Bu gün de devam eden Batı’da horoskopi adı verilen yıldız fallarının izleri, metnin astronomiye ait bölümlerinde görülmektedir. 3. Coğrafî bakımdan gökyüzündeki feleğin durumuna uygun olarak Dünya, yedi iklime ayrılmıştır. Her iklim, gökteki yedi feleğin etkisi altındadır. Astronomi ile Yeryüzü coğrafyası arasındaki ilgi, devletlerin ve milletlerin kaderini de belirlemektedir. 4. Metnin bize ait olan bölümlerinde yukarıdakilere paralel olarak ve genişleyerek ülkeler, şehirler, denizler, göller, su kaynakları, taşlar da özellikleri sıralanarak anlatılmaktadır. Bu çerçevede metnin evrenin yaratılışından itibaren bir silsile halinde bütünden parçaya doğru bir sıra izlediğini söylemek mümkündür. 5. Metnin bir başka bölümünde insanın doğumuna dair bilgiler müellifin Bokrat dediği Hipokrat’tan alınan bilgilerle desteklenmiştir. Burada, müellifin Mısır sultanı Kayıtbay’ın yanına gelmeden önce iyi bir eğitimden geçtiğini söyleyebiliriz. Bu geniş bilgi birikimi, sadece sarayda önemli bir mevkide olmasıyla açıklanamaz. 6. Metinde, yer yer “ehl-i tüccâr, ehl-i seyyâh..“ diye başlayan pekçok kimseden rivayetler aktarılmaktadır. Müellifin bir ara Memlük elçisi olarak Osmanlı sultanı yanına, İstanbul’a gittiği, ki kendi ifadeleridir, göz önüne alınırsa, çevresinin çok geniş olmasını muhtemel kabul etmek gerekir. Dolayısıyla bunca rivayeti toplamasının müellif açısından zor olmadığı anlaşılmaktadır. 7. Genel olarak metni, dilbilim bağlamından koparmadan, edebîlik açısından ele alırsak, yer yer edebîlik izlerine rastlansa da, ansiklopedik niteliği dolayısıyla eserin dil yadigârı olmasının ötesinde edebî bir hüviyetinin olmadığı söylenebilir. Şeyhî’nin, Ahmed Paşa’nın, Yahya Bey’in yaşadığı bir dönemde, her ne kadar onlardan coğrafî olarak uzak kalsa da, Oğuzca yazılan bu eserin onların kat kat gerisinde olduğunu tespit etmek gerekir. 3. Sonuç Eski metinler üzerine yaptığımız bu inceleme çağdaş dilbilim yaklaşımlarından eşzamanlı olduğu kadar artzamanlı olarak da yararlanılabileceğini göstermiştir. Bu bakımdan eski metinlerin anlaşılması ve doğru yorumlanması için semantik alanın sunduğu imkânlara başvurmanın zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. 125 Bu imkânların kullanılmasıyla özellikle etimolojik ve tarihî sözlüklerin oluşturulmasında, edebî metinlerin tahlilinde, metinlerin fonetik, morfolojik ve sentaktik özelliklerinin belirlenmesinde önemli mesafe kaydedileceği düşünülmektedir. BİBLİYOGRAFYA Aksan, Doğan 1998 Anlambilim, Ankara, Engin Yayınevi. Altun, Mustafa 2003 İbrâhim ibn-i Bâlî’nin Hikmet-nâme’si 1b-149a, Basılmamış Doktora Tezi, Danışman Mustafa Özkan, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul. Andrews,Walter 2000 Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı, İstanbul, İletişim Yayınları. Korkmaz, Zeynep 1992 Gramer Terimleri Sözlüğü, Türk Dili Kurumu Yayınları, Ankara. Barthes,Roland 2002 S/Z, Çev. Sündüz Öztürk Kasar, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2. Baskı. Lyons, John 1983 Kuramsal Dilbilime Giriş, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, Lyons, John 1977 Semantics I-II, Cambridge, Cambridge University Press. Ullmann,Stephan 1979 Semantics An Introduction to the Science of Meaning,Harper and Row Publishers Inc. First Printed 1962 Vardar, Berke 1998 Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul, Abc Kitabevi, 2. Basım. İletişim Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Hendek-Sakarya 54300 e-mailelmek maltun Url Edebi Metinler Sanatsal Metinler İle Öğretici Metinler Arasındaki Farklar Nelerdir ? Edebi metinler okuyuda estetik bir haz uyandırmayı amaç edinen ve duyguları harekete geçirmeye yönelik olarak yazılan metinlerdir . Öğretici metinlerde ise herhan gi bir konu hakkında okuyucuyu bilgilendirme amacı vardır . Edebi metinler ile öğretici metinler arasındaki farkları şu şekilde sıralayabiliriz - Edebi metinler okuyucuya estetik zevk vermek amacı ile yazılırken , öğretici metinlerin yazılma amacı okuyucuyu bir konu ile ilgili olarak bilgilendirmektir . - Edebi metinlerde anlatılanlar gerçek hayattan alınabileceği gibi kurgulanmış da olabilir ancak öğretici metinlerde kurgu olmaz . Anlatılanlar var olan gerçeklerdir . - Edebi metinlerde öznel bir anlatım ağır basarken , öğretici metinlerde nesnel anlatım ön plana çıkmaktadır . - Edebi metinlerde değişiklik yapılabilir ama öğretici metinlerde değişiklik çok fazla yapılamaz . - Edebi metinlerde kelimelerin mecazi anlamları ve imgeler sıkça kullanılırken öğretici metinlerde kelimeler gerçek anlamları ve terimsel anlamları ile kullanılır . - Edebi metinlerde öyküleyici ve betimleyici anlatım biçimi kullanılırken , öğretici metinlerde açıklayıcı ve tartışmacı anlatım biçimi ağır basmaktadır . - Edebi metinlerde sanatsal bir dil kullanılır ve yazarın özgünlük kaygısı vardır ancak öğretici metinlerde yazar üslup kaygısı taşımaz . - Edebi metinlerde söz sanatlarından sıkça yararlanılırken , öğretici metinlerde söz sanatlarına yer verilmez . - Edebi metinlerde dil sanatsal işlevde kullanılırken , öğretici metinlerde dil göndergesel işlevde kullanılır .

edebi sanatları açıklama örnek metinlerde inceleme