filozofların eğitim ile ilgili görüşleri

EğitimFelsefesi Akımları Nelerdir? Program geliştirmenin neredeyse tüm aşamalarında eğitim felsefesi akımlarından yararlanılmaktadır. Program geliştirme sürecinde neye önceliğin verileceğini belirlemede temel yol gösterici olan felsefe, verilecek kararların odağını da oluşturmaktadır. Her programın dayandığı temel bir felsefe ve bu felsefeye dayalı bir eğitim Bu kavram çiftinin, bilimsel alandaki görünümü, akılyürütmenin içeriğiyle ilgili olup, bilgisel nitelikli sonuçlar vermesi yönündedir. Buna karşılık, Mantık disiplini açısından doğruluk-yanlışlık kavramlarının, düşünmenin formu ile ilgili olduğu görülmektedir. Bilimde doğru düşünme, nesnesine uygun düşünmedir. Bu yüzden bireyin gerçek yaşamı gözden kaçmıştır. Kierkegaard, ilk eleştirilerini bu tutuma ve bu tutumun büyük temsilcisi Hegel’e karşı yapar; ona göre soyut düşüncelere dalmak ile ya da doğa bilimlerinde yapıldığı gibi ölçüp biçmekle bireyin varoluşu anlaşılamaz. Varoluş, "somut, öznel ve uyanık insanın DaimicilikEğitim Felsefesinin Özellikleri. Eğitimin Amacı: Doğru ve sağlam karakterli, üstün zekâlı, akıllı, seçkin bireyler yetiştirmek ve rasyonel kişileri eğitmektir. Eğitimin görevi; bilgi (değişmeyen bilgi ve konuları) aktarmaktır. Geçmişten gelen kesin doğruları ve değerleri nesilden nesile aktarmaktadır. eğitimgörüşleri, Türkiye’de modernleşme sürecinde etkili olan düşünce akımları ve eğitim ile Türk eğitim sisteminin felsefî temelleri gibi konular hakkında genel bir çerçeve sunulmaya çalışılmıştır. Site De Rencontre En Ligne Canada. Bu listedeki bilgelik tutkunu filozoflar; etki, iç görü derinliği ve ilgi alanı genişliği ölçütleri göz önünde bulundurularak sıralandılar. Listenin son sırasında büyük deneyci Locke, ilk sırasında ise herkesin kolayca tahmin edebileceği iki akılcıdan biri var. İslam dünyasından da Hristiyan dünyasından da birkaç isim listede yer alıyor. Çeviren Şevki IŞIKLI 10- John Locke Her şeyden önce Aristoteles gibi bilim insanı-filozoflar, geleneksel anlamda çevremizdeki dünya hakkında bilimsel bilgiye ulaşmak için aklı kullanıyorlardı. Modern zamanlara gelinceye kadar felsefenin fizik bilimlerinden ayrı bir etkinlik olduğu düşünülmezdi. Modern siyasetin en önemli düşünürü olan Locke, Thomas Jefferson’un hazırladığı Bağımsızlık Bildirgesi’ndeki ve ABD Anayasası’ndaki söylemin birincil müsebbibidir. Locke, Liberalizmin Babası olarak anılır çünkü hümanizmi ve bireysel özgürlüğün ilkelerini o geliştirdi. Yasa karşısında eşit haklara sahip olma inancının liberalizme uygunluğu görüşü Locke tarafından geliştirildi. Rızaya vurgu yapan şu meşhur sözü de o yazmıştı “Yönetilenlerin rızasına uygun yönet!” Onun yaşam, özgürlük ve mülkiyet biçiminde sıraladığı üç doğal hak görüşü, bütün insanların doğuştan sahip olduğu evrensel haklar olarak kabul gördü. Yoksulları fakir kalmaya zorlayan, bazılarının soyluluk yoluyla toprak edinmesine izin veren Avrupa soyluluk fikrini asla onaylamadı. Amerika’da soyluluğun olmamasını, Jefferson vesilesiyle sağlayan adam da Locke idi. Onun fikirleri yüzünden Avrupa’da bugün az sayıda kral ve kraliçe kaldı, asalet ve soyluluk uygulaması tamamen ortadan kalktı. 9- Epikür Epicuros MÖ 341-270, Sisam Adası, Yunanistan Epikür, yüzyıllar boyunca rahata ve zevke düşkünlüğün öğretmeni olarak haksız bir ün kazandı. Onun önerdiği şu mutlu yaşamın ilkeleri, özellikle de Orta Çağda birçok Hristiyan polemikçi tarafından, ateist düşünceler içerdiği için şiddetle eleştirildi “Tanrı’dan korkmayın! Ölüm hakkında endişelenmeyin! İyi olanı yapmak ve kötü olana katlanmak kolaydır!” Tanrı da dahil olmak üzere “Somut olmayan hiçbir şeye inanma!” ilkesini savundu. Bu tür elle tutulmaz şeylerin peşin hükümlü kavramlar olduğunu, manipüle edilebileceğini düşündü. Epikürcülük, “Ne olursa olsun hayattan zevk al çünkü sadece bir kere yaşarsın, o da uzun sürmez!” diyen bir görüş olarak düşünülür. Halbuki Epikür’ün mutlu yaşam kavramı şu dört ilke üzerine odaklanır Diğer insanların davranışlarını umursama! Acıdan kaçın! Kendini hoşnut edeceği şekilde yaşa! Hiçbir şeye aşırı düşkünlük gösterme! Ayrıca “Ne bilgece, iyi ve doğru yaşamaksızın haz dolu bir yaşam sürmek ne de haz almaksızın bilge, iyi ve doğru bir yaşam sürmek de mümkündür!” Bununla “Ne zarar gör ne de zarar ver!” diyen Altın Kural’ın versiyonlarından birini savunmuştur. Epikür’e göre bilgece olan acıdan, tehlikelerden ve hastalıklardan kaçınmaktır; iyi olan, uygun bir diyet ve egzersiz yapmaktır; doğru olan ise hiç kimseye zarar vermemektir çünkü hiç kimse zarar görmek istemez. 8- Citium’lu Zenon Citiumlu Zenon, MÖ 334-262, Kıbrıs Zenon, bu listedeki diğer filozoflar kadar size tanıdık gelmeyebilir fakat Stoa okulunun kurucusudur. Stoacılık, MÖ 3. yüzyılda Atina Pazarı’nın kuzey tarafındaki Cenaze Meydanı Poikile’deki çatılı sütunu ifade eden “stoa” sözcüğünden gelir. Stoacılık, yaşamda acı çekmemize neden olan şeylerin aslında yargımızdaki bir hata olduğu ve duygularımız üzerinde her zaman mutlak kontrol sahibi olmamız gerektiği fikrine dayanır. Öfke, neşe, depresyon kişinin aklındaki basit kusurlardır ve bu nedenle kendimize bunun olmasına izin verdiğimizde sadece duygusal olarak zayıflarız. Başka bir deyişle dünya bizim yaptığımız şeydir. Epikürcülük, Stoacılığın zıddı olarak kabul edilirdi fakat bugün birçok insan ikisini aynı zannedip birleştirerek hatayı sürdürüyor. Stoacılık, sizi üzecek hiçbir şeye izin vermeyen bir zihinsel huzura kavuşmayı savunur. Madem ölüm kaçınılmazdır, öyleyse birinin ölümünün bizi üzmesine niçin izin verelim ki! Madem depresyon hiçbir şeye yardımcı olmaz, sadece acı verir, öyleyse niçin herhangi bir şey için öfkelenelim! Öfke iyi bir şeyle sonuçlanmaz. Böylece duygularını kontrol ettiğinde zihinsel dinginlik hali ortaya çıkar. Önemli olan, arzudan kaçınmaktır. İhtiyacın olan için mücadele etmelisin, unutma sadece ihtiyacın kadar, daha fazlası için değil! İsteklerin seni aşırılığa götürür. Aşırılık ise mutlu olmana yardımcı olmaz, sadece acı verir. 7- İbni Sina Özbekistan’lı İbni Sina Avicenna, 980-1037 Tam adı Ebu Ali El Hüseyin Bin Abdullah İbni Sina’dır. Batı tarihinde yaygın olarak kullanılan ise Latince yazılmış son iki ismidir. 980 – 1037 yılları arasında Pers İmparatorluğu’nda yaşadı. Onun sayesinde Karanlık Çağ, zifiri karanlık olmaktan kurtuldu. Bir filozof olmanın yanında, yaşadığı dönemde dünyanın en önemli doktoruydu. Çok meşhur olan Şifa Kitabı ve Tıbbın Kanunları adlı iki eseri, döneminin bilinen tüm tıbbi bilgilerini içeriyordu. Şifa Kitabı mantıktan matematiğe, müzik ve bilime kadar her şeyle ilgilidir. Bu kitabında Venüs’ün Güneş’e Dünya’dan daha yakın olduğunu öne sürdü. Bunun bir olgu olarak o gün bilinmediğini hayal edin! Güneş, Venüs’ten daha yakın görünür fakat meseleyi doğru anlamıştı. Kanıtlara değil, konjonktüre dayandığı için astrolojinin gerçek bir bilim olduğunu reddetti. Bazı derin yeraltı sularının, odun ve kemiklerin fosilleşmesinden sorumlu olduğunu teorik olarak açıkladı. İddiasını şu sözlerle ifade etti “Bazı kayalık alanlarda görülen, deprem ya da çökme esnasında aniden ortaya çıkan güçlü mineralleşme ve taşlaşma değeri, bunlara temas eden her şeyi taşlaştırır. Nitekim bitki ve hayvan bedenlerinin taşlaşması, suların dönüşümünden daha olağanüstü değildir.” Bu doğru değildir fakat gerçeğe zannettiğinizden çok daha yakındır. Organik materyallerde, orijinal materyali aşama aşama taşa dönüştüren silis birikintisi ile doyurulmuş materyallerde, en önemlisi de odunlarda taşlaşma meydana gelebilir. John Stuart Mill, tümevarım mantığı için geliştirdiği beş yöntemi, büyük oranda İbni Sina’dan devşirmiştir. İbni Sina zaten üçünü geliştirmişti Uzlaşma, ayrım ve eş zamanlı varyasyon. Bunları burada açıklamak çok uzun zaman alır fakat her biri birer kıyas türüdür; bütün filozof ve felsefe öğrencileri eğitimlerinin başlangıcından itibaren bunlara aşinadır. Bilimsel yöntem için kritik öneme sahiptir ve ne zaman birisi bir özdeyiş olarak bir ifade oluştursa bu yöntemlerden en az birini kullanır. 6- Thomas Aquinas Thomas Aquinas, 1225-1274, İtalya Thomas, her şeyin bir başlangıcı ve sonu olduğu için evrenin de bir şey tarafından yaratılmış olması gerektiğini savunduğundan Tanrı’nın varlığını ispatlayan kişi olarak hatırlanmaya daima devam edecektir. Buna artık ilk neden argümanı deniyor ve Thomas’tan sonraki tüm filozoflar bu teoriyi ya ispatlamak ya da yanlışlamak için uğraştılar. Aslında o, bu argümanını “ού ύινούμενον κινεῖ” nosyonuna dayandırmıştı. Bu söz öbeği, Yunanca “hareket etmeden hareket eden” ya da “hareketsiz hareket ettirici” anlamına gelir. Thomas, temellendirdiği her şeyi, ilk önce Hristiyanlık’ta postulat haline getirmişti. Bu yüzden de bugün evrensel olarak popüler değil. Hristiyanlar bile bütün etik öğretilerini mukaddes kitaptan aldıkları için Thomas, öğretilerinin hiçbirinde bağımsız otorite değildir. Fakat onun işi, çevresindeki insanları eğitmek, hiçbir soyut felsefeye başvurmadan onların etiği anlamalarını sağlamaktı. Aqinolu Thomas, bugün kardinal değerler dediğimiz prensipler üzerinde durdu Adalet, cesaret, sağduyu ve itidal. Bu basit dörtlü yönerge ile kitlelere ulaşmayı başardı. Tanrı’nın varlığına dair, bugün bile teist ve ateist kanatta tartışılan beş meşhur argüman geliştirdi Tanrı’nın doğasının tanımlamayı amaçlayan beş argümandan birincisi, “Tanrı’nın Birliği ehadiyet” görüşüdür ve Tanrı’nın bölümlerinin olmadığını söyler. Tanrı, öz ve var oluşa sahiptir; bu iki nitelik birbirinden ayrılmaz. Böylece iki veya daha fazla niteliğe sahip bir şeyin varlığından bahsedebiliyorsak bunlar birbirinden ayrılamaz niteliklerdir. Öyleyse bu ifadenin kendisi Tanrı’nın varlığını kanıtlar. Thomas’ın “Tanrı vardır” diye ifade ettiği örnekte özne ve yüklem özdeştir. 5- Konfüçyüs Konfüçyüs / Conficius MÖ 551-479, Çin Çince anlamıyla Usta Kong Qiu, 551’den 479’a kadar yaşadı. Bugüne kadar Doğu tarihindeki en önemli filozof olarak kaldı. Yunanlıların da aynı şeyleri benimsemiş olduğu bir dönemde, belli etik ve politik ilkeler vaaz etti. Demokrasiyi bir Yunan icadı, Batılı bir fikir olarak görürüz fakat Konfüçyüs yazdığı Analekt adlı eserde, en iyi hükümetin rüşvet ve zorlamayla değil, ritüeller ve halkın doğal değerleri aracılığıyla yöneten hükümet olduğunu söylemişti. Bu fikirler bugün bize aleni gelebilir fakat 500’lerin başı, 400’lerin sonlarında yazdığını hesaba katmalıyız. Bu, Yunanlıların savunduğu ve geliştirdiği demokrasi ilkesi ile aynıdır Halkın ahlakı sorumluluktur. Bu yüzden halk yönetsin. Konfüçyüs, imparatorluk fikrini savundu fakat imparatorun gücünün sınırlandırılması gerektiğini de söyledi. İmparator dürüst olmalı, tebaası da ona saygı duymalı fakat imparator bu saygıyı hak etmeliydi. Eğer hata yaparsa tebaası onu düzeltmek için önerilerde bulunmalı, o da bu önerileri dikkate almalıydı. Bu ilkelere aykırı hareket eden bir yönetici, zorba bir tiran olur. Böylelikle de yöneticiden çok hırsız olur. Konfüçyüs ayrıca kendisinden en az bir yüzyıl önce Antik Yunan’da var olan Altın Kural’ın kendine özgü bir versiyonunu da geliştirmişti. İfade neredeyse aynıydı fakat sonra şu fikri ileri sürdü “Kişi kendisi için istemediğini başkasına yapmamalıdır; kendisi için arzu ettiğini, başkası için de arzu etmelidir.” İlk ifade olumsuzdur ve başkasına zarar vermemeye yönelik pasif bir arzu oluşturur. İkinci ifade daha önemlidir ve başkasına yardım etmeye yönelik aktif bir arzu oluşturur. Antik Çağ’da bu Altın Kural’ı, pozitif formda savunan tek düşünür Nasıralı İsa idi. 4-Rene Descartes Rene Descartes 1596-1650, Fransa Descartes, 1596-1650 yılları arasında yaşadı. Bugün Modern Felsefenin Babası olarak anılıyor. Ölümsüz Kartezyen koordinat dizgesine dayanan analitik geometriyi icat etti. Buradaki ölümsüzlük, bütün okullarda öğretilmesi ve matematiğin neredeyse bütün dallarında hala geçerli olması anlamındadır. Analitik geometri, cebir ve Kartezyen koordinat dizgesini kullanan bir geometri dalıdır. Ayrıca kırınım ve yansıma yasalarını keşfetti. İcat ettiği üs işareti, bugün hala üstel kuvvetleri göstermek için kullanılmaktadır. Yalın anlamıyla zihnin beden üzerindeki gücü olarak tanımlanan düalizmi savundu Doğruluk, insan psikolojisinin zayıflıklarını görmezden gelerek elde edilir ve insan zihninin sonsuz gücüne dayanır. Descartes’ın en meşhur sözü, bugünlerde egzistansiyalizmin pratik mottosu haline gelmiş olan şu sözdür “Cogito ergo sum Düşünüyorum öyleyse varım.” Bu, bedenin var olduğunu kanıtlamak anlamına gelmez. Aksine zihnin varlığını kanıtlamak anlamına gelir. Algıyı, güvenilmez olduğu için reddetti. Herhangi bir şeyi araştırmak, ispatlamak veya çürütmek için tek güvenilir yöntemin tümdengelim olduğunu düşündü. Ayrıca Hristiyan Tanrı’nın varlığına dair ontolojik kanıta bağlı kaldı. Tanrı müşfik olduğu ve kendisine çalışan bir zihin ve duyu organları verdiği için Descartes, başka bir ifadeyle kandırıkçı olmayı arzu etmeyeceği için duyusal gerçekliğe dair bazı inançlara sahip olabilir. Ne var ki Descartes, bu varsayımın sonunda, algı ve çıkarıma dayanarak dünya hakkında bilgi elde etme imkanına ulaşır. Bu yüzden bilgi kuramı açısından titiz bir temelcilik anlayışına katkıda bulunduğu söylenir. Akıl, bilgiye ulaşmanın tek güvenilir yöntemidir. 3- Tarsuslu Pavlus Pavlus, bu listedeki joker ama ona haksızlık etmemek gerek. Pavlus; Küçük Asya, İsrail ve Roma’daki çeşitli kiliselerde, İsa dışındaki İncil’de adı geçen diğer ölümlülere kıyasla, sahip olduğumuz birkaç mektupla çok daha fazlasını başardı. Hristiyanlığı İsa kurdu ancak Pavlus olmasaydı din, en iyi ihtimalle birkaç yüzyıl içinde yok olurdu ya da İsa’nın istediği gibi bütün dünyayı kendi inancına davet edemeyecek kadar yalıtılmış kalırdı. Pavlus, başta Petrus olmak üzere diğer havarilerle ters düşmüştü. Petrus, İsa’ya imanla birlikte en az bir ya da iki Yahudi geleneğinin Hristiyan sayılmak için şart olması gerektiğinde ısrar ediyordu. Pavlus ise ne sünnetin ne bazı haram yiyeceklerin ne de diğer Yahudi geleneklerinin değil, gerekli olan tek şeyin İsa’ya iman olduğunda ısrar etti. Çünkü dünya şimdi, en önemlisi de İsa’nın merhameti altındaydı, Musa’nın yasasına göre işleyen bir durumun değil. Tüm Hristiyan tarikatların merkezi olan bu merhamet durumu ilkesi Pavlus’un fikriydi, İsa’nın değil. Bu ilke, ergenliğe ulaşan her insan tarafından içsel olarak kavranır ve bütün insanların hesap gününde Tanrı tarafından sorumlu tutulduğu 10 emirdeki Tanrısal ahlak yasası kavramıdır. Bu ilkeleri kusursuz bir şekilde sistematik hale getirmesi, İsa ile şahsen tanışmaması, Petrus ve diğer bazı havarilere doğrudan muhalefet etmesi özellikle etkileyicidir. Hristiyanlık ve tarihi ile ilgili birçok teolog ve uzman bile Hristiyanlığın kurucusu olan İsa’ya değil, Pavlus’a başvurur. Bu biraz uzayabilir ancak havariler, yalnızca Yahudilerin dönüştürebileceği Yahudiliğin doğru formu olarak Hristiyanlığı kendileri için korumayı amaçladıklarını unutmayalım. Herkes sünnete ve Musa’nın 10 Emrine itaat yoluyla sembolik olarak bir Yahudi olabilir. Pavlus, Mesih’in, dünyanın görebileceği en büyük mutlak iyilik olduğu ve Yüce olduğu, İsa’nın kendisi ve babası ile aynı kişi olduğu için, Mesih’in lütfunun ister Yahudi isterse bir putperest olsun kişiyi günahlarından arındırmak için yeterince güçlü olduğunu söyleyerek buna karşı çıktı. Din, Pavlus’un Musa’nın Yasası üzerine Mesih’in lütfunu savunan mektupları olmadan günümüze kadar gelseydi Hristiyanlık sadece Yahudiliğin küçük bir mezhebi olurdu. 2- Platon Sokrates ve Plato sağda, MÖ 427-347, Yunanistan Platon, MÖ 428 ila MÖ 347 arasında yaşadı. Batı dünyasının ilk yüksekokulu olan Atina Akademisini kurdu. Neredeyse tüm Batı felsefesi, Sokrates tarafından öğretilen Platon’a kadar izlenebilir; Platon’un yazıları sayesinde Sokrates’in fikirlerinin bir kısmına da ulaşılabilir. Sokrates bir şey yazmışsa da hiçbiri bize ulaşmadı. Öğrencilerinden Platon, Xenophanes ve oyun yazarı Aristophanes, Sokrates’in öğretilerinin çoğunu bize kadar aktardılar. Platon’un en ünlü alıntılarından biri siyasetle ilgiliydi “Filozoflar kral olarak hüküm sürene kadar ya da krallara ve seçkin erkeklere gerçekten yeterince felsefe öğretinceye kadar, yani siyasal iktidar ve felsefe tamamen örtüşene kadar bunlardan yalnızca birinin halkı zorla yönetmesi engellenmelidir çünkü aksi halde ne şehirler kötülükten alıkonulabilir ne de insan ırkı soyunu devam ettirebilir.” Demek istediği şey şuydu Bir millet, şehir veya devletinin kontrolünü elinde bulunduranlar, bilge insanlar olmalıdırlar; bilge olmayanlar etkisiz yöneticiler olurlar. Dünya sadece felsefe yoluyla kötülüklerden arınabilir. Platon’un tercih ettiği hükumet, doğuştan asil, iyi eğitim görmüş, sıradan insanların iyi yaşamalarına yardım eden iyi niyetli aristokrat bir yönetimdi. Demokrasi karşıtı görüşleri savunmuştu. Onun gözünde, halkın kendi kendisini yönetmesi demek olan demokrasi, öğretmeni Sokrates’i öldüren bir yönetim tarzıydı. Aslında Platon’un en kalıcı kuramı politikayla değil, Formlarla ilgilidir. Birçok eserinde, maddi olmayan soyutlamaların en yüksek ve en temel gerçeklik türüne sahip olduğunu iddia eder. Maddi dünyadaki her şey ve onları algılayışımız değişebilir, der. Bu ise maddi dünyanın maddi olmayan soyutlamalardan daha az gerçek olduğu anlamına gelir. Platon bir şeyin evreni yaratmış olması gerektiğini savunmuştu. Bu şey her ne ise evren onun yavrusudur; Dünya üzerinde yaşayan bizler, bedenlerimiz ve etrafımızdaki görüp duyduğumuz, dokunduğumuz her şey, evrenin yaratıcısından ve evrenin kendisinden daha az gerçeklik taşırız. Bu, onun varoluşçuluk anlayışına dayanan bir temeldir. 1-Aristoteles Aristoteles, MÖ 395-322, Makedonya Aristoteles, felsefe kategorisindeki başka bir listenin de zirvesinde yer almıştı, bu listedeki sıralaması da sürpriz değil. Bununla birlikte Aristoteles’in mantıktan etik, siyaset, edebiyat hatta bilime kadar her şeyi anlayan ve eleştiren ilk yazılı sistemlerin sahibi olduğunu bilmelisiniz. Var olan herhangi bir şeyin dört “nedeni” veya niteliği olduğu teorisini yani dört neden teorisini geliştirdi Maddi neden, formel neden, gaye neden, fail neden. Bunun tartışmaya değmeyecek gibi göründüğü söylenebilir ancak listedekilerin klasik nedensellik üzerinde durması çok uzun sürmüştür. Aristoteles’ten bu yana tüm filozofların bu konuda söyleyecek bir şeyleri olduğunu bilmek yeterlidir. Kesinlikle söylenen, söylenebilir olan ve söylenebilecek olan her şey, Aristoteles’in sistemlerinden birine dayanır Aristoteles’in fikirlerini kullanmadan ya da kullanmaya çalışmadan nedensellik tartışmak ayrıca Batı tarihinde evrendeki her şeyde bir hiyerarşi olduğunu iddia eden ilk kişidir. Doğa, onun gözlemlerine göre gereksiz hiçbir şey yapmamıştır. Doğada bir hiyerarşi vardır. Cansızlar, bitkiler, hayvanlar, insanlar vb. O, en üstte insanın yer aldığı 11 basamaklı bu yapıya “yaşam merdiveni” der. Orta Çağ Hristiyan teorisyenleri, insanın yanına Tanrı’yı da ekledikleri bu fikirle yol aldılar. Böylece Katolik melek hiyerarşisi, genelde saf Katolik inancı olarak öğretilir. Doğa, gözlemlediği gibi gereksiz bir şey yapmadığı için, aynı şekilde, bu hayvan da o hayvandan ve aynı şekilde bitki ve hayvanlarla birlikte sorumludur. “Yaşam merdiveni” olarak adlandırılan, tepesinde insan olan on bir basamak var. Orta çağ Hristiyan teorisyenleri, meleklerle ve insanla birlikte Tanrı hiyerarşisine ekstrapolasyon yaparak, bu fikre dayanarak hareket etti. Bu nedenle, genellikle salt Katolik kavramı olarak düşünülen melez Katolik hiyerarşisi, İsa doğmadan önce yaşayan ve ölen Aristoteles’ten kaynaklanır. Aslında Aristoteles, Orta Çağ batı dünyasında kullanılan klasik eğitim sisteminin tam kalbinde yer alır. Aristoteles’in soyut veya somut, modern felsefenin hemen hemen her alanında temel bir fikri, görüşü, öğretisi, keşfi vardır. Etik ilkeleri, sadece iyi olmak yerine, iyiyi yapma kavramı üzerine kurulmuştur. Bir insan kibar, merhametli, hayırsever vb. olabilir ama bunu başkalarına yardım ederek kanıtlayana kadar iyiliği, dünya için kesinlikle hiçbir şey ifade etmez. Elbette Aristoteles hakkında daha da devam edebiliriz ama bu liste yeterince uzadı. Kayda değer birçok söz vardır. Bu yüzden istediğiniz isimleri listeleyin. Kaynak 19, 2011 Sokrates öncesinde filozofların temel problemi arkhebaşlangıç, yani evrenin ana maddesidir. İlk filozoflar Aristoteles’in “mit yapıcılar” dediği anlatıcılara karşı teorik spekülasyon ile ucu açık görüşler belirttiği bir geleneği başlatanlardır. Bu gelenek mitlerin nihai açıklamalar olarak kullanılmasıyla yetinmemiş, kaynaklara da güvenmemiş ve tartışma, diyalog yoluyla evreni açıklamaya girişmişlerdir. Bu sayede doğuda olmayan bir şekilde öğrenci hocasını eleştirir ve hatta yanlışlayabilir bir özne haline gelmiştir. İnsanı bir ürün değil bir amaç olarak görmenin, tanrıların oyuncağı ve nesnesi değil kendi aklını kullanan bilen özneler olmasının temelleri bu dönemde filozoflar mitleri kullanmaya karşı alternatif bir açıklama çabasına girerken doğaya başvurmuş ve mitleri pozitif maddeler veya kavramlar ile karşılamışlardır. İlk filozoflarda mitoloji-felsefe birlikteliği olması felsefeye bir geçiş süreci olarak da değerlendirilegelmiştir. Mit yapıcılar da filozoflar gibi bir açıklama çabasındadır, bu yüzden ortaklık vardır, lakin mitler şüpheye ve spekülasyona açık değillerdir. Yanlış ve saçma olsalar bile böyle anlatılmaları dikte edilmiştir. Çoğu filozof birbirinin kuyusunu kazan, eşlerini aldatan, hırsızlık yapan tanrı anlayışını reddetmiş ve mitlerdense doğaya ve kavramlara başvurarak hayatı açıklamaya YazarlarıMÖ. 800-700? HOMEROS, Truva Savaşı’nı anlatan ilyada’ ve Odysseia’ yazarı, Yunan halk şairi, ozan. arkhe görüşü yoktur, ancak arkhe görüşü olan filozofların çok öncesinde bir başlangıç mitini kayda geçirdiği için önemlidir. Homeros’un İlyada ve Odessa’da anlattığı kadarıyla Okeanus ve Tethissuyla alakalı tanrılar’in birleşmesiyle evren ortaya çıkmıştır. Yunan mitolojisinde suyun ve ırmakların kaynağı da Okeanus’tur. Aynı zamanda dünyayı çevreleyen büyük nehrin adı da Okeanus’tur. Tethys de nehirlerin ve suların kaynağı ama daha arka planda. Homeros’taki bu inanış ilk filozof Thales’in nereden her şeyin başlangıcınıarkhe’sini su olarak öne sürdüğünü 700-600? HESİODOS, Yunan halk şairi. Theogoni’si Yunan tanrılarının kökenini vermede çok önemlidir. İşler ve Günler eseri de ünlüdür. Hesiodos evrenin başlangıcında “kaos” olduğunu söylemiştir. Kaos günümüzdeki anlamında değil de “esneyen boşluk, uçurum” gibi farklı bir anlama OkuluMÖ. 624-548? THALES, ana maddenin arkhe su’ olduğu görüşündeki ilk Yunan filozof. Mitlerden etkilendiği aşikar. Homeros ve Hesiodos’u bu yüzden andık. Hakkında bilgimiz çok az, Aristoteles felsefeyi onunla başlattığı için kendi döneminde filozof olarak anılmayan ve art zamanlı olarak filozof sayılan Thales’i ilk temsilci 610-540? ANAKSİMANDROS, ana maddenin apeiron olduğu görüşündeki Yunan filozof. İkincil kaynaklara göre su gibi sınırlı ve bozulabilir bir madde yerine başlangıcın sınırsız, bozulmayan, yaşlanmayan bir şey olması gerektiğini düşünmüş. Bu yüzden “sınırsız, engin” anlamındaki apeiron’u seçmiştir. Büyük olasılıkla Hesiodos’un kaos görüşünden 580-500? ANAKSİMENES, ana maddenin hava olduğu görüşündeki Yunan filozof. Büyük olasılıkla havanın yoğunlaşma ve buharlaşmadaki dinamikliğini görerek her şeyin kendisinden kaynaklandığı öz olarak bu tercihi İyonyalılarMÖ. 580-500? PİSAGOR, her şeyin ahenk harmonia ile sayı olduğu görüşündeki Yunan filozof. Ruhun ölümsüzlüğüne, reenkarnasyona, bengidönüş’e inanıyordu, bir tarikat gibi takipçileri oluştu. İlk defa formal bir arkhe dile getirmiş 540-480? HERAKLEİTOS, ana maddenin ateş ve onun düzenin de logos’ olduğu görüşündeki filozof. Logos ile iletişilebilir ama nadiren anlaşılır. Her şey bu logosa göre olur. Ateş ana maddedir ama hükmeden prensip logostur. Logos bize her şeyin, özellikle de zıtlıkların bir olduğunu 580-480? KSENOFANES, arkhe olarak tümtanrı görüşünü dile getiren Yunan filozof. Tanrıların çeşitli rezaletler işlemesini kabul edilmez buldu. Onun tanrısı tektir ve her şeyi düşüncesinde kurar. İzmir’in kuzeyindeki KolofonDeğirmendere’de doğmuş, sonra Elea şehrine 540-480? PARMENİDES , Zeno ve Melissus ile birlikte isimlerini İtalya’nın güneyindeki Elea kolonisinden alırlar.. Varlığın bir ve sınırsız olduğu görüşündedir. “Bir” adını verdiği sadece tek bir şeyin olduğunu ve bunun değişmediğini savunmuştur. Farklı nesneler ve olaylar illüzyondur. Sadece “bir” 490-430? ZENON, paradokslarla hocası Parmenides’in”tek varlık” görüşünü destekleyen Yunan tek değil de daha çok olduğunu savunan, pluralistler olarak da bilinen 500-428? ANAKSAGORAS, ana maddenin tohumlar ile onları düzenleyen nous’ olduğunu savundu. Akıl ilahi bir güçtür ama Zeus gibi antropomorfik değildir. Güneşin tanrı değil de yanan bir kütle olduğunu savunduğu için sürgün 490-430? EMPEDOKLES, Parmenides ve Pisagor’dan etkilendi. Ana maddenin dört element’ olduğunu ve bunun sevgi’ ve nefret’ adlı iki etki tarafından yönetildiğini savundu. Elementlerin yok edilemediğini, ama yoktan da var olmadığını söyleyerek maddenin korunumu ilkesini ilk tarif eden kişi 460-370 ATOMCULAR DEMOKRİTOS Hocası LEUKİPPUS ile birlikte var olan şeylerin boşlukta gezen atomlar olduğunu ve gerçekliğin bundan ibaret olduğunu savundular. Gerçekliğin ötedeki bir öz veya tanrıya dayandırılmasındansa görülen fiziksel alemden olduştuğunu savunmaları materyalizmin ve fizikalizmin kurucuları olarak anılmalarına sebep bilgili, tartışmada mahir olan ve belli bir alanda öğretmenlik yapan “uzman” kişilerdir. Sofist kelime anlamıyla bilge kişi, bilgin demektir. Öğrettikleri şeylerin mahkemelerde ve sosyal hayatta işe yaraması ve felsefe de dahil bilgiyi araçsallaştırmalarıbilmek ya da felsefe yapmış olmak için öğretmemeleri yüzünden filozoflar tarafından eleştirilmişlerdir. Sokrates ve Platon derslerini bedava vermiş ve felsefenin bir ürün olarak satılmasına karşı 480-420 PROTAGORAS, insanın her şeyin ölçüsü olduğunu 480-375 GORGİAS, nihilizmin öncüsü, varlığı inkâr 480-420 HERODOTOS, Pers Savaşlarını anlattığı eseriyle tarih biliminin babası sayılan Yunan tarihçi. Soruşturmaları ile felsefenin değilse de merakın ve araştırmanın öncülerinden olduğu için anılmaya About The philosophy essays since 2013. Editor Doğuhan M. YucelDMY in philosophy&linguistics in philosophy&linguistics. Phd candidate. Skolastik düşünce nedir? Bunu anlamak için Fuat Sezgin’den kısa bir açıklamayla başlayarak konuyu derinleştirmeye çalışacağım. Skolastik düşüncenin kökenleri ve uygulamaları hakkında ayrıntıya girmeden önce skolastik felsefenin kilise ile doğrudan ilişkili bir felsefe olduğunu bilmek gerekir. Gerçekte skolastkik tabiri bir zamanlar Avrupa eğitim kurumlarında bilginin deney ve gözlem yoluyla değil, büyük otorite kabul edilen kimselerin eserlerine müracaat ederek elde edileceği inancının hakim olmasından dolayı ortaya çıkmıştı. Mesela, bu otoritelerden biri Aristo idi ki, onun eserlerinde bir meselenin cevabı bulunmazsa o mesele de yok farz ediliyordu. Skolastik Dönemi anlatan bir konuşmadan bahseder Aydın Sayılı Bilim Tarihi kitabında. Scheiner güneş lekelerini Galile’den önce bulduğu halde keşif şerefinin Galile’ye verilmiş olmasından şikayet edip dururken kendisini teselliye çalışan birinden aldığı cevap şu olmuştur “Oğlum, boşuna üzülüyorsun. Ben Aristo’nun eserlerini mütaaddit defalar hatmettim; böyle lekelerden hiç bahsetmiyor. Teleskopundaki mercekleri değiştir. Çünkü kusur onlardadır. Ulvî âlem Aristo üstadımızın söylediği gibi kusursuz ve lekesizdir.” Skolastik Düşüncenin Gelişimi Skolastiklik düşünce dar anlamıyle XII. yüzyıl öncelerinde başlar. Felsefi okul olarak belirli özelliklere sahiptir. Bu özellikler şunlardır 1 – Skolastik düşüncede sınırlar vardır. Skolastiklerin görüşleri eğer bir konsül yönünden lânetlenmişse onlar caymaya hazırdır. Böyle bir durum bütünüyle korkaklığa yorulamaz. Bir yargıcın yargıtay kararına boyun eğmesine benzer. 2 – Ayrıca, Ortodoksluk sınırları içinde XII. ve XIII. yüzyıllarda gittikçe daha iyi tanınmağa başlayan Aristoteles, üstün bir otorite olarak kabul edilmiştir. Platon artık ilk sırayı kapsamaktadır 3 – Aytışıma ve tasımlama yoluyle usa vurmaya iyice inanılmıştır. Skolastiklerin genel mizacı mistik olmaktan çok, işi ince eleyip sık dokumak ve tartışmaya girmektir. 4 -Tümeller sorunu, Aristoteles’le Platon’un bu konuda uyuşmadığının ortaya çıkartılmasıyle ön plana geçirilmiştir. Bununla birlikte tümellerin o çağlarda yaşayan filozofların ana sorunu olduğunu varsaymak yanlıştır. XII. yüzyıl, başka sorunlarda olduğu gibi skolastikte de XIII. yüzyılı hazırlar. Büyük adlar XIII. yüzyıla ilişkindir. Bununla birlikte ilk skolastikler öncü olmaları bakımından ilgi çekicidir. Skolastikliğe geçişte zekâya karşı yeni bir güven görülür. Aristoteles’e karşı duyulan saygıya karşın, dogmanın düşünceyi çok tehlikeli saymadığı yerde, us’un özgür ve güçlü bir kullanımıyle karşılaşmaktayız. Skolastik düşüncenin eksiklikleri Skolastik yöntemin eksikleri, diyalektik» üzerinde durulmasından kaçınılmaz olarak doğmuş olanlardır. Bu eksikler şunlardır 1 — Olgulara ve bilime aldırmazlık. 2 — Sadece gözlemin sonuç vereceği yerlerde usavurmaya inanç. 3 — Sözel ayrımlar ve incelikler üzerinde yersiz ölçüde duruş. Bu eksiklerden Platon konusunda söz etmiştik. Fakat, onlar skolastikte, çok daha yoğun olarak çıkar karşımıza. ROSCELINUS Esaslı bir skolastik olduğu ileri sürülebilecek ilk filozof Roscelinus’tur. Skolastik Düşünürlerden Bazı Alıntılar Skolastik düşünce hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için skolastiklerin bazı düşüncelerine göz atmakta fayda var. Kutsal kitaplar yanılmazdır. “Kutsal kitaplar dışında hiç bir şey yanılmaz değildir.” demiştir. Abaelardus “Dahası, havariler ve kilise babaları bile yanılabilir.” Onun mantığı değerlendirmesi, modern görüş açısından aşırıdır. Abaelardus, mantığı her şenden önce Hıristiyan bilimi saymış ve “lojik” sözcüğünü kökçe logos»a yaklaştırmıştır. Bir görüşün itizaci sayıldığını öğrenen skolastik ondan vazgeçerdi. Bernardus’a göre Platon’un Hıristiyan olduğunu belgilemeğe çalışması Abaelardus’u kâfir saymaya yeterdi. Hem o, Tanrı’nın bütünüyle insan aklı tarafından kavrandığını savunmakla Hıristiyan imanının ortamını meziyetini zedelemişti. Gerçekte Abaelardus, bu son görüşü hiç de savunmamış ve Sanctus Anselmus gibi üçlemenin teslisin vahye gerek kalmadan akılla izah edilebileceğini düşünmesine rağmen imana çok büyük bir yer bırakmıştı. Onun bir kez, Ruhulkudüs’ü, Platoncu dünya ruhuyla özdeş tuttuğu doğrudur. Fakat Abaelardus, bu görüşün itizalci olduğunu öğrenir öğrenmez onu bir yana bırakmıştı. Yenilik yoktur, eski konular sürekli tartışılır. Mantığın, bilime iyi bir giriş, fakat kendi içinde cansız ve kısır olduğunu düşünmüş. “Aristoteles -demiş-, mantıkta bile aşılabilir. Eski yazarlara karşı duyulan saygı, usun eleştiri duygusunu kösteklememeli.” Platon onun için hala filozofların şahıdır. John, zamanının bilginlerinden çoğunu şahsen tanır. Ve skolastik tartışmalara dostça katılır. Hatta bir okulu 30 yıl arayla ikinci defa ziyaret ettiğinde okul mensuplarının hala 30 yıl önceki sorunları tartıştığını görerek gülümser. Din bilimleri dışında bilim öğrenmenin gereksiz görüldüğü olmuştur. Dominicus, tarikat canlarının kardeşlerinin din-dışı bilimleri ya da zamanın din sistemleri dışında hiç bir özgür bilimi öğrenmemesini buyurmuştu. Bu kural 1259 yılında iptal edildi. Aquino’lu Thomas Aquino’lu Thomas doğumu 1225, ölümü 1274, skolastik filozofların en büyüklerinden sayılır. Felsefe öğreten bütün Katolik kurumlarında o, doğru konuşan tek kişi olarak gösterilirdi. Aquino’lu Thomas çok bakımdan Aristoteles’i öyle yakından izler ki Stageria’lı filozof Katolikler arasında hemen hemen kilise babalarının otoritesine sahip duruma gelmiş; Aristoteles’i salt felsefe alanında eleştirmek küfür sayılır olmuştur. Platon hakkında da, Aristoteles hakkında da birinci elden bilgi sağlanmasını ise yine Rönesans ile olacaktır. Skolastikler Yunanlı filozofların kitaplarına Arapların çevirilerinden ulaşmışlardır. Yazıda kaynak olarak Bertrand Russell’ın Batı Felsefesi Tarihi Orta Çağ kitabı kullanılmıştır. Reconstructionism “Reconstructionism” ilk olarak 1920’lerde Dewey’nin “Felsefede Yeniden İnşa” adlı kitabının başlığında kullanılmıştır. Aslında reconstructionism kaynağını 1930 Amerikasının kargaşa ve hoşnutsuzluğundan almakta, çeşitli felsefelerle uygulamacılığı birleştirmektedir. Bu görüşe göre eğitimin ana amacı toplumu yeniden düzenlemek olarak kabul edilmektedir. Batı medeniyetinin temel değerleri, bilimsel bulguların ışığında, eğitimin gerçek amacım ortaya çıkarmak için kullanılmalıdır Pounds-Garretson, s. 144, Brubacher, s. 317-318. Reconstructionismin özünden gelen iki soru eğitimcileri uzun süre meşgul etmiştir. Bunlar; Beckner-Cornett, s. 61-65. Eğitsel uğraşlar kültürün mü, yoksa bireyin mi ilgi ve özelliklerine ağırlık vermelidir? Örgün eğitim kurumları, ister statik, ister değişken olsun, toplumun değerlerini yansıtmaya mı hizmet etmelidir ? Yoksa değerlerin, sosyal kavramların ve uygulamaların değişmesinde aktif olarak rol mü oynamalıdır? Reconstructionist görüş, ikinci soru ile ilgili olarak, öğretmenlerin değişen toplumda okullar yolu ile aktif ve olumlu bir rol oynamaları gerektiğini savunmaktadır. Böylece okul; “sosyal eleştirinin yapıldığı ve inşa edildiği bir merkezi forum halinde, sosyal reformun ve yeniden inşanın yapıldığı bir kurum haline getirilmektedir” Morris, 1963, s. 80. Bu görüşü savunanların önde gelen isimlerinden Theodore Brameld, şu görüşleri ileri sürmektedir Kneller, s. 248-250. Pounds-Garretson, s. 144,146. modern dünyanın sosyal ve ekonomik güçleri ile kültürün temel değerlerini gerçekleştirecek yeni bir sosyal yapıyı uyumlu hale getirmelidir. toplum, ana kurumları ve kaynakları toplumun kendisi tarafından kontrol edilen gerçek bir demokrasi olmalıdır. okul ve eğitimin kendisi sosyal ve kültürel faktörler tarafından koşullandırılmalıdır! reconstructionist çözümün öncelik ve geçerliliğine öğrencileri inandırmalıdır. Böyle yaparken de demokratik kurallara titizlikle uymalıdır. amaç ve sonuçları, davranış bilimlerinin bulguları ile uyumlu ve mevcut kültürel krizin taleplerini karşılamak için tamamen yeniden düzenlenmelidir. Reconstructionism, heyecanlandırıcı bir şekilde ortaya konmuş bir görüştür. Çekiciliği ise, davranış bilimlerinin verilerine dayanmak istemesinden ileri gelmektedir. Structuralism Structuralist görüş, uygulamacılık ile yakından ilgilidir. Bu görüş, uygulamacılıktan türeyen çeşitli görüşler içinde “ders konuları” na belki de en fazla ağırlık veren görüştür. Existantialism Existantialism, öteki eğitim felsefeleri ile özellikle uygulamacılıkla bazı ortak yanları olmasına karşın, onlardan kesin olarak ayrılmaktadır. Bu görüşe göre eğitimin amacı, bireysel özgürlüklerin artırılmasıdır. Her öğrencinin kendi değerler sistemini özgürce ve yetişkinlerin zorlaması olmaksızın geliştirmesine izin verilmeli ve yardımcı olunmalıdır, öğretmen, inançlarının dayanağı olan ilkelerden söz etmeli fakat, öğrenciyi bunları benimsemesi veya reddetmesi konusunda özgür bırakmalıdır. Ahlâksal çöküntüyü önlemek için, öğrencinin inanç ve hareketlerinde kaçamayacağı gerçeklere inandırılmış olması gerekmektedir. Öğretmenin rolü, rekabet edilmesi gereken bir kişilik olarak hizmet etmek idealcilik, bilgi vermek gerçekçilik , veya sorun yaratan durumlarda danışman olarak hizmet etmek uygulamacılık değildir. Öğretmen, yardıma gereksinme duyan, öğrencinin yardımına koşan ve kişiliğini geliştirmesine yardım etmek zorunda olan bir kişidir Beckner Comnett, s. 61-65. Brubacher, s. 320-322. Yukarıda değinilen yaklaşımlar genellikle iki gurupta toplanmaktadır. Bunlardan bir kısmı derslere ağırlık verirken, bir kısmı da öğrenciye ağırlık vermektedir. Öğrenciye ağırlık veren yaklaşımlarda, derslerin ya da konuların daha az önemli olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Bu yaklaşımlarda da dersler, eğitimin hayati bir parçası olarak kabul edilmekte, fakat eğitim amaçlarının gerçekleşmesinde uygun bir konumda tutulmak istenmektedir. KAYNAKÇA Harold B. Alberty-Elsie J. Alberty, Reorganizing The High-School Curriculum, The MacMillan Co., New York, 1962, George F. Kneller Ed, Foundations of Educatioıı, John Wiley, New York, 1971, Weldon Beckner-Joe D. Cornett, The Secondary School Curriculum, Intext Educational Puslications, Seranton, 1972. Robert M. Hutchins, The Higher Learning in America, New Haven, 1963. Ralph L. Pounds-Robert L. Garretson, Principles of Modern Education, The Macmillan Co., New York, 1962, Van Cleve Morris, Becoming An Educator, Boston, 1963. John S. Brubacher, Modern Philosophies of Education McGraw-Hill, New Yorlc, 1962. Felsefeye Göre Akılcılık Rasyonalizm Nedir? Filozofların Akılcılık Hakkında Görüşleri Nelerdir? Akılcılara rasyonalist göre bizim duyuma indirgenemeyecek birçok bilgimiz vardır. Kant, insan bilgisinin deneyimle başladığını, ama tüm bilgilerimizin deneyimle ilerlemediğini, insan zihninde deneyime indirgenemeyecek, sadece akıldan gelen bilginin olduğunun savunur. Örneğin, ’ 25’in karekökü nedir?’’ sorusunu duyuma değil, akla dayanarak buluruz. Şunu belirtmek gerekir ki, bilginin kaynağı konusunda tüm akılcı filozoflar aynı görüşü savunmaz. Örneğin, Sokrates ve Platon gibi akılcılar tüm bilginin doğuştan insan aklında var olduğunu savunurken, Kant gibi akılcılar tüm bilginin deneyimle başladığını ama bazılarının akılla türetildiğini ileri sürer. Akılcılık aşağıdaki üç görüşten en az birini, her ikisini veya üçünü kabul eder Sezgi/tümdengelim tezi Akılcı düşünürler, bazı bilgilerimizi herhangi bir deneyim olmaksızın bir tür iç-görü olan akılsal sezgi yardımıyla elde ettiğimizi, bu bilgiye dayanarak tümdengelim yoluyla yeni bilgiler türettiğimizi savunur. Doğuştan bilgi tezi Bazı bilgilerimiz, örneğin, mantık ve matematik bilgisi, insan zihninde doğuştan vardır. Doğuştan kavram tezi Bazı kavramlar, örneğin Tanrı, sonsuzluk, mükemmellik, adalet gibi insan zihninde doğuştan bulunurlar. Akılcı düşünürlerin çoğu tümdengelimi akıl yürütmenin, düşünmenin ve bilgi üretiminin bir kaynağı olarak görür. Bilindiği gibi tümdengelim ve tümevarım bilimsel bilgi üretiminde iki genel akıl yürütme yöntemidir. Ne var ki, her iki akıl yürütme konusunda ciddi felsefi tartışma ve itirazlar vardır. Tümdengelim akılcı felsefenin temel bilgi yöntemi olduğu için ona ilişkin açıklamaları sırası gelmişken burada vermek gerekir. Tümdengelim bir akıl yürütme yolu olarak tümdengelim, genel ifadelerden özel durumlara ilişkin çıkarım yapmaktır. Öncül adı verilen önermelere dayanarak sonuç adı verilen bir önermenin bilgisine ulaşılır. Tümdengelimsel bir akıl yürütmenin geçerli olabilmesi için belli kuralların sağlanmış olması gerekir. Bu kuralların neler olduğunu mantık bilimi araştırır. Burada biz bu konuya girmeyeceğiz. Sadece, tümdengelimsel akıl yürütme ile ilgili yaygın bir eleştiriyi dile getirmekle yetineceğiz. Bu eleştiri de, tümdengelimin aslında yeni bir bilgi vermediği, sadece bilinen bir bilgiyi tekrar ettiği iddiasıdır. Felsefe tarihinde bu görüşü ilk kez açıkça dile getiren, aslında kendisi de bir akılcı olan Descartes olmuştur. Descartes, Metot Üzerine Konuşma adlı eserinde bu konuda şöyle diyor ’Gençliğimde felsefe disiplinleri arasında mantığı, matematik bilimler arasında da geometricilerin analizi ile cebiri biraz incelemiştim. Bunlar, tasarımın gerçekleşmesinde işime yarayabilecek üç sanat ya da bilimdi. Ama, yakından inceleyince gördüm ki, kıyasları syllogismes ve daha bir sürü kurallarıyla mantık, yeni bir şey öğrenmekten çok, bilinen şeyleri başkalarına açıklamak ya da Lullus’un sanatı gibi, bilinmeyen şeyler hakkında bilgi verecek yerde, muhakeme yürütmeksizin söz söylemekten başka bir işe yaramıyor.’’ Gerçekten de tümdengelim yeni bir bilgi vermez mi? Yukarıda Sokrates örneğini yeniden ele alalım. Biz Sokrates’in ölümlü olmasını ’ Bütün insanlar ölümlüdür’’ genel önermesine dayanarak çıkardık. Şimdi şöyle düşünülebilir Aslında ’ Sokrates ölümlüdür’’ önermesi zaten ’ Bütün insanlar ölümlüdür ’ önermesinin içinde vardır. Bir başka deyişle, bütün insanların ölümlü olması, aslında Sokrates2in de ölümlü olmasına bağlıdır. Biz Sokrates’in ölümlü olmasından kuşkulanıyorsak, bütün insanların ölümlü olmasında da kuşkulanırız. Tümdengelimin yeni bir bilgi vermediği iddiası basit tümdengelimler için söz konusu olabilir. Ancak, öncülleri ikiden fazla olan oldukça karmaşık tümdengelimsel çıkarımlarda, sonucu öncüllerde görmek oldukça imkansızdır. Tümdengelime ilişkin bazı felsefi itirazlar olsa da, tümdengelimsel akıl yürütme günlük hayatta, matematikte ve kuramsal fizikte en önemli bilgi elde etme yollarından biridir. Akılcılık açısından asıl tartışma tümdengelimde kullandığımız doğruluğu akıl yoluyla kanıtlandığı kabul edilen temel önermelerin varlığıdır. Örneğin Platon, iyi ideasının doğuştan geldiğini ve herkeste aynı olduğunu kabul ederek devletin de bu ideaya göre yönetilmesi gerektiğini savunur. Demek ki Platon, bir yandan doğuştan bilgilerin varlığını kabul ederek tümdengelimsel yolla devlete ilişkin diğer bilgileri bu ideadan çıkarmaktadır. Bir başka akılcı düşünür Descartes ise yönetimsel kuşkuculuk yoluyla önce kendi varlığını kanıtlıyor, sonra da ona dayanarak çevresindeki varlıkları, Tanrı’nın varlığını ve bilimsel bilgilerin doğruluğunu ispat ediyor.

filozofların eğitim ile ilgili görüşleri