farah diba nın son hali

Buyılın ilk sayısında en önemli haber Farah Diba’nın düğünüdür. Bu düğün ile Diba ve Şah hakkında haber ve resimler ilk üç sayı boyunca verilir. Buna Melike Farah’ın resminin 6’ncı sayının kapağında basılması ile devam edilir. İskender, doğu seferine çıktığında, Orta Asya’yı da aşarak Hindistan’a kadar geçtiği tüm toprakları alıp giderken, bundan nasibini alanlardan biri de Persepolis. MÖ 330 yılında Makedonya’nın efsanevi kahramanı kenti yerle bir ediyor. Önce akıllıca bir davranışla III. Darius’a meydan okuyor. Yenilen III. İmparatoriçeFarah Diba’nın yaptığı şeyler, mesela Halı Müzesi, Sadabad koleksiyonu, bunlar unutulmaz - Farah asla hiç kimse hakkında en ufak bir kötü söz bile söylemezdi. Ayrıca Farah’ın yetiştiriliş tarzı, normal bir ailenin kızınınki gibiydi. Herkes gibi üniversiteye gitti. quot;lran Hükümdan, Majesteleri Şehinşah Muhammet Rıza Pehlevi ile Bayan Farah Diba'nın nişan törenleri bugün saat 1 7. 00'de Ekhtessassi Sarayı'nda yapılmıştır. İran asıllı Amerikalı mücevher tasarımcısı Vida Shamie, mücevherci eşi Hasan Tehrani ile birlikte Türkiye'ye geldi. Çiftin geliş nedeni, 17-21 Mart tarihlerinde CNR'da Site De Rencontre En Ligne Canada. Ankara Tıp Fakültesi’nin iki katlı Doğum Kliniğine bir gün önceden yatırmışlardı O’nu. Ağrılar sıklaşmış, henüz 17 yaşın taşımakta zorlandığı bebek iyice hareketlenmeye, kasıklarına baskı yapmaya başlamıştı. Tek lüksü kendine ait olan odada yatmak ve hemşirelerin kendisine diğer doğum bekleyen kadınlara davrandıkların daha farklı yaklaşmaları, azarlayıp küfretmedikleri idi. Hatta dün gece çığlık attığında dahi nöbetçi hemşire gelip O’nu sakinleştirmişti bile. Ne de olsa, Fakültenin Matbaa Müdürünün gencecik karısıydı. Geçen seneki İlk doğumunda olduğu kadar değilse de göğsünde biriken süt, doğumun artık iyice yaklaştığını bildirircesine geceliğinin önünde koca bir leke bırakmıştı. Baş ucundaki yüksek demirden biraz güç alarak doğruldu, altında gıcırdayan yayların çıkarttığı sese aldırmadan yatağın kenarına oturdu. Soluklandı. Ellerini beline koyup yüksek yataktan yavaşça terliklerin içine süzüldü. “Temiz olmalıyım” diye düşünerek banyoya doğru seyretti. Bir iki adım atmıştı ki, içini bir ürperti kapladı. Korku !. Evet korkuyordu. Aslında epeydir korkuyordu ama ilk defa bunu taa içinde hissetmiş, tüyleri diken diken olmuştu. Kasıklarında daha da baskı hissetti. Islanmıştı. “İşedim mi yoksa?” diye baktı aşağılara doğru. “Yok, yok ..bu işeme değil. Suyum geliyor” dedi. Ankara Radyo Evi’nde, mikrofon karşısında solo şarkı söyleyecek kadar güzel sesi , yerini zorlukla attığı çığlığa bırakmıştı “Hemşiiireeeee” Kendisini koridorun sonuna, doğumhaneye taşıyan sedyenin üzerinde giderken, korkusu daha da artmış, deniz mavisi gözleri büyümüştü. Parmakları, birbirine kenetlenmekten kemikleri dışarıya fırlayacakmışcasına , bembeyazdı. Bildiği bütün duaları okurken, istediği tek şey vardı, “Sonum Süreyya gibi olmasın “ ………………………………………………………………. Aynı saatler, ama binlerce kilometre ötelerde… Dünya’yı neredeyse ikiye bölmüş olan bir olay, artık son noktasına varıyordu. Süreyya’cılar ve Farah Diba’cılar diye ikiye ayrılmış kadınlar arasında, saç-saça, baş-başa kavgalara dahi sebep olan ise , İran Kraliyet Ailesi’ nin bütün heybeti ile gerçekleştirdiği muhteşem bir Düğündü. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi , Farah Diba ile evleniyordu bu akşam. Dünya öylesine bölünmüştü ki, son yıllar boyunca basının en gözde konuları, İran hanedanında olup bitenler ve Şah Rıza Pehlevi’nin ikinci ve üçüncü son eşlerinin hayat hikâyeleriydi. Prenses Süreyya’nın hüzünle bakan yeşil gözleri , her hafta dergileri süslerdi. Haksızlığa uğradığını düşündükleri Prenses Süreyya’yı sevenler ile Kraliçe Farah Diba’cılar eğer kavga etmemişlerse , birbirlerine küserlerdi. Peki, neydi Süreyya’nın haksızlığa uğradığını düşünmelerine sebep? Ya da tam tersi, Farah Diba’yı destekleyenlerin, bunu neden savundukları. ………………………………………………………………….. Nöbetçi Doktor gelmiş, hemşire son hazırlıklarını yapmaktaydı. Doğum, başlamak üzereydi. Sonradan asistan doktor olduklarını öğrendiği, neredeyse kendi yaşında gibi gözüken biri kadın diğeri erkek, yeşil önlükler içinde iki kişi daha vardı odada, üzerine – aşağılarına doğru – eğilmişlerdi. Utandı bir an, gözlerini kapattı. Dualarına ara vermemişti ama aklından da çıkartamıyordu. Düğün nasıldı acaba? ……………………………………………………………………… Varlık içinde doğan ve köklü bir aileden gelen Süreyya II. Dünya Savaşı’nın yaraları henüz sarılırken, 15 yaşında artist olmak istedi. Ascona’da , Avrupalı arkadaşları ve aileleriyle çıktığı tatilde, artist olmak istediğini babasına söyledi, ancak rızasını alamadı. Bahtiyari sülalesinden birinin artist olamayacağını net bir şekilde belirten babasına; “Bu dünyada asil olan yalnız bizler miyiz? Kibar ailelerden gelen bir sürü insan, bugün filmlerde oynuyor” diyerek ısrar etti ancak konunun kapandığını şu cümlelerle anladı “Kendini bilen İranlılar arasında, bana bir tane sayamazsın.” Erkek egemen toplum yapısında karşılaştığı bu baskı, ne ilk ne de son olacaktı… Paris’teyken İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin kız kardeşi Prenses Şems ,kendisine ulaştı ve İran’a davet edildi. Bu davetin anlamı çok açıktı… Tatilde olan annesine haber verdi Prenses Süreyya ve tanışmayı istediğini söyledi. Annesinin “Böyle bir evliliği istiyor musun?” sorusuna da, kaderini belirleyen şu cümleleri aktardı “Şah’ı tanımıyorum. Ama resimlerine bakılırsa hiç de fena bir erkek değil. Akıllı,Yakışıklı ve sportmen. Tanıştığımda beğenirsem ,neden evlenmeyeyim?” Alacağı sorumluluğun büyüklüğünü görememiş, yalnızca dış görünüşe bakarak değerlendirmişti ama işin ucu çok farklı yerlere varacaktı. Şah Muhammed Rıza Pehlevi ilk evliliğini 1939’da Mısır Kralı I. Fuad’ın kızı, Mısır Kralı Faruk’un kız kardeşi Prenses Fevziye ile yapmıştı ama Erkek çocuk doğurmadığından 1948′de boşanmışlardı. Şah’la tanıştıktan hemen sonra kararını verdi ve 1950 yılının Ekim ayında nişanlandılar. Çok kısa sürede, 12 Şubat 1951’de , tüm dünyanın konuştuğu bir düğünle evlendiler. İran şahıyla evlenmenin yükü bu kadar ağır olamazdı; “Yaşadığım hayatı tasavvur edemezsin anne. Bilemezsin bu yalnızlık nasıl canımı sıkıyor. Sarayda hiçbir kadınla konuşamıyorum, dertleşebileceğim kimse yok” diyordu. Sosyal görevler ve Şah’la çıktığı geziler dışında, sarayın içinde esaret hayatı yaşıyordu. Dünya basını tarafından yakından izlenirken ve dergilere kapak olurken, veliaht sesleri yükselmeye başlıyordu. Süreyya’nın bir erkek bebek doğurması ve soyu devam ettirmesi gerekiyordu ama , Avrupa’nın en ünlü doktorlarına görünmesine rağmen derdine bir çare bulamıyordu. Saray meclisi toplanmış, karar belirlenmişti Kuma gelmesini kabul ederse, boşanmaktan vazgeçebilirdi Şah… Annesiyle St. Moritz’de tatildeydi ve Şah’tan gelecek cevabı bekliyordu. Saraydan gelen kuma cevabına karşılık delirdi ve şu sözleri söyledi “Bütün bu karşılaştığım onur kırıcı durumdan sonra, bir de elâlemin maskarası mı olayım istiyorsunuz?” Erkek çocuk doğuramadığı için aşağılanan ve kendi iradesi dışında evliliği hakkında karar verilen, Hükümet Kararıyla Zorla Boşatılan ve Sürgünde Yapayalnız Ölen Prenses Süreyya’nın trajik yaşam öyküsü de tam olarak bundan sonra başladı. …………………………………………………………………………. Aslında düne kadar kendisi de Diba taraftarıydı. “Farah Diba, çok güzel ve zekidir, tam bir kraliçedir, bana göre”, diye düşünüyordu. Onun hakkındaki bilgileri, kocasının bir zamanlar matbaasında çalıştığı ve hâlâ günlük olarak eve getirdiği , ULUS Gazetesinden alıyordu. Bazıları, “Fevziye ve Süreyya’dan sonra bu olmuş mu hiç Şah Efendi.” diyorlardı ama Farah Diba , baktıkça güzelleşen kadınlardandı ve çarpıcı Fevziye ve Süreyya’nın aksine, daha doğal bir güzelliğe sahipti. “Fiziksel güzelliğini bir yana bırakırsak, bu diğer iki kadından -asalet bakımından değilse bile- çok daha eğitimli, bilgili, görgülü, Şahbanu gibi kadındır ve yaşadıklarından sonra, hâlâ dimdik olduğunu göz önünde bulunduracak olursak da, karakteri güçlü bir kadındır” demişti sonraları , İran’dan gelen Azeri bir komşusu. Şimdi, Şaha erkek çocuk verebileceğine inanılan tek kadın , bu akşam evleniyordu. Evet ama Fevziye ve Süreyya’ nın karşı karşıya kaldığı son, O’nun da kâbusu olmaya başlamıştı. Şu son yarım saatte, daha henüz başında olduğu 17 yıllık hayatı gözünün önünden geçiyordu. Gerçi kocası Şah değildi ama ilk doğumunda kızını kucağına almayacak kadar da erkek evlat delisi idi. Kızı olduğunu duyduğunda, hastanenin içinde çalışıyor olmasına rağmen, kliniğe dahi gelmemiş, günlerce surat asmış,konuşmamıştı. Dört kardeştiler kocası, hepsi Erkek olanların en küçüğüydü. Ve şu ana kadar, evli olan abilerinin toplamda 5 Kızı doğmuş, sayı ilk doğumda kız evladı olan kendisininkiyle 6 ya çıkmıştı. Kocası ; “Bu kez yine kız doğurursan, boşarım seni “diyerek tehdit edince, kaderi Fevziye ve Süreyya ile aynı mı olacaktı? , kaygı okyasunun içine düşmüştü. Yok ,düşmemiş adeta itilmişti. O andan itibaren de, doğrudan Diba’ ya olmasa da O’nun üzerinden sisteme sövmeye başlamıştı. Artık Fevziye’ciydi, ama daha çok da Süreyya’cı olmuştu. Acıyordu Onlara..belki de kendi haline.. Ve o mutlak sona dakikalar kala, günlerdir taşıdığı kaygının korkuya dönüşmesi bayıltmıştı kendisini, uzandığı muşamba kaplı ameliyat masasının üzerinde. “Hadi Kızım, kendine gel. Yardımcı ol bize “diyen doktorun sesi, içine düştüğü karanlıktan geri gelmesini sağlamıştı. Bayılmamıştı ama kendinden geçmişti. “Ikın, ıkın…biraz daha … Hadi, az kaldı “diyen ebenin komutlara vücuduyla karşılık verirken çektiği acı dolu dakikaları , elini sıkıca tutan ebe hemşireye soran gözlerle bakarak geçirdi… Tarih 1959, Saat 23 45’di, bebeğinin ilk ağlamasını duyduğunda. Yılın en uzun gecesi sona ermişti… ……………………………………… Bütün Dünya Gazeteleri ertesi günkü ilk sayfalarını, 8 Sütuna “Muhteşem Düğün” manşeti ile vermişti. Magazin Haberleri veren Haftalık Mecmua HAYAT, Tahran’a düğüne giden muhabiri Sara KORLE’nin objektifinden koca koca resimlerle donatmıştı hemen tüm dergiyi. “Şark Masalı “diye anlatmıştı düğünü, birazda davetliler listesinde adı olup da, düğüne katılan tek Türk Gazetecisi olmanın gururu ile. Başarılı bir gazeteciydi ama Düğüne davetli olmasını Osmanlı Hanedanlığı’na da borçluydu. Sara Ertuğrul KORLE, Sultan Abdülmecid’in torununun torunuydu. Lohusalık günlerinde merakla okuyordu düğünün haberlerini. Resimlere daha yakından bakıyor, Farah Diba Pevlevi’nin giydiği gelinliğin detaylarını seçmeye çalışıyordu. Biçki-Dikiş okumuş, eli makas tutan ve hatta kalıpsız kesim yapabilecek kadar yetenekli bir terzi olmuştu. İleride neler yapabileceğini biliyor, buna göre hayaller Yaşındaydı o zamanlar. Ama şimdi, hem de daha 17 yaşındayken, iki çocuk annesi ev kadını olmuştu. Yerde oynayan, henüz emeklemekten yeni çıkmış kızının, eve yeni gelen kardeşine olan meraklı bakışlarla bacaklarına tırmanmak istemesini izlerken, süt dolu memesinden doymamacısa emmekte olan oğlunu kokladı, içine çekerek ,tekrar tekrar… Fevziye ve Süreyya’nın kaderini paylaşmamıştı ya , olsundu , O yine ve tekrar Farah Diba’cıydı artık. Ve şimdi O’nun için Dua ediyordu, Oğlan Çocuğu olsun , kaderi Fevziye ve Süreyya’ya benzemesin diye… Emzirmeye devam etti.. ————————————- ————————————- Unutmadan söylemeliyim. O gece doğan çocuğun adını Sabri Fedai koydular. Soyadı da AKALIN . Yani, ben. Bugün, benim doğum günüm. Tam 60 sene olmuş.. Hits 8991Lütfen Beğeninizi Paylaşarak Bize Destek Olunuz Farah Diba Haberleri - Farah Diba Kimdir - Türkiye'nin en kapsamlı haber sitesi. Son dakika haberleri ve en güncel haberler Son Dakika Haberler© 2022 Temmuz ayının son günlerinde Kahire'nin kavurucu sıcağı altında Meçhul Asker Anıtı'nın bulunduğu bölgeye bir koruma ordusu eşliğinde güzel giyimli yaşlı bir kadın gelir. Sessiz sedasız bir mezarı ziyaret ettikten sonra bölgeden ayrılır. Kimseyle konuşmayan ve her sene bu seremoniyi aksatmadan yerine getiren kişi bir zamanlar tüm Ortadoğu'nun ilgi odağında bulunan Kraliçe Farah Pehlevi'den başkası değildir. Ziyaret ettiği kişi ise İran'ın devrik lideri ve kocası Şah Muhammed Rıza'nın kendisidir. Farah, o meş'un günlerin en önemli tanığıydı. Kendisine verdiği unvanlara göre Krallar Kralı, Aryanların Işığı, Tanrı'nın Gölgesi, Şia'nın Muhafızı Şah Rıza Pehlevi, o sabah her zaman yaptığı gibi erkenden uyanmıştı. Evin kâhyası Şah'ın özel tostunu, portakal suyu ve gazetelerle birlikte istihbarat raporunu getirmişti. Komünizmle mücadele, darbe girişimleri, terör eylemleri, refah ve Avrupai bir hayat; Şah Rıza, uzun iktidarı süresince ihmal etmediği portakal suyunu sarayında son kez gönül rahatlığıyla ve Şah olarak içiyordu. Farah'ın mezarın başında düşündüğü son şeyler bunlar olabilir miydi? Şah'ın 1979 senesinde huzurlu günleri geride kalmış, cennetin krallığı yıkılmış ve modern İran tarih sahnesinden çekilmişti. Bunlar elbette, Şah ailesinin durup baktığı yerden görünenler. SAVAK'ın katlettiği sayısız masum İranlı'nın annelerin başlattığı büyük yürüyüş Şah'ın huzurunu kaçıran belki de en önemli nedendi. 26 Ekim 1919 dünyaya gelen ve 1941 tarihinde de İran tahtını ele geçiren Rıza Pehlevi'nin öyküsüne biraz daha yakından bakmak adına 4 Şubat 1949 tarihine dönmemiz gerek. Tahran Üniversitesi'nde bir suikast girişimi Tahran Üniversitesi'nin 4 Şubat 1949'da önemli bir misafiri vardı. Bu kişi ülkede politik gücünü büyük oranda yitirmiş ve sembolik bir makamı temsil eden İran Şahı Muhammed Rıza idi. Muhammed Rıza, 1941 yılında sürgüne gönderilen babasının yerine tahta oturduğundan beri Ruslar ve İngilizler arasında denge gözetmeye çalışarak tahtını koruyan, iç siyasette ise esamisi okunmayan düşük profilli bir Şah'tı. Bu durum 4 Şubat günü Tahran Üniversitesi ziyaretinde tamamen değişecekti. Tahran Üniversitesi'nde Şah Muhammed Rıza'nın bulunduğu bir sırada üst üste duyulan kurşun sesleri okulun koridorlarında kargaşaya sebep oldu. Naser Hüseyin Mir Fakhraei isimli genç Rıza'ya beş el ateş etmişti ve şahı yüzünden yaralamıştı. Şah'ın korumalarının karşı ateşiyle Naser Hüseyin Mir Fakhraei oracıkta öldürülmüştü, ama suikastçı gencin üzeri arandığında Feryad-ı Millet ve Perçom-i İslam gazetelerine ait iki gazeteci kartı bulunmuştu. Muhammed Rıza, bu teşebbüsten sonra devlet idaresinde dizginleri eline alarak ülkenin en büyük siyasi partilerinden birisi olan Tudeh'i suikastın arkasındaki asıl güç olduğu iddiasıyla kapattırdı ve siyasi temsilcilerini hapse attırdı. Ardından aynı yıl İngiltere'ye giden Şah Rıza, İngilizlerden İran Anayasası'nı yeniden şekillendirmek için izin istedi ve onayı aldıktan sonra ülkesine dönerek şahlık kurumunu baştan düzenledi. Silahlı kuvvetlerin gücünü de arkasına alan Muhammed Rıza, ülkede kontrolü iyiden iyiye eline almasını sağlayan düzenlemeleri gerçekleştirmişti. Buna göre; Rıza, meclisi kapatabiliyor ve doğrudan kendisinin atadığı üyelerden oluşan bir senato kurabiliyordu. Şahın tekelinde kurulan Senato'nun ilk icraatı; Şah'a "Kebir" sıfatını vererek devlet otoritesindeki yerini daha da güçlendirmek oldu. Şah'ın bu engellenemez yükselişi ise devrik Kaçkar Hanedanlığı'nın mütevazı bir temsilcisi olan Başbakan Muhammed Musaddık tarafından engellenecekti. Musaddık, Şah'ın ülkeyi adeta Batıya peşkeş çeken uygulamalarına karşı "Milli Cephe" isminde bir ittifak kurarak karşı duracaktı. İran Petrollerini millileştiren Musaddık, İngiltere'ye karşı verdiği mücadeleyle yalnızca İran'ın değil tüm uluslararası kamuoyunun kahramanı haline geldi. Şah Rıza, ise o günlerde politik hırslarına fazlasıyla yenilmiş durumdaydı. İngiltere donanmasının İran karasularını çevirdiği sıralarda ülkeden kaçıp Musaddık'a karşı muhalefetini açıktan yapmayı dahi deniyordu. Oysa Musaddık, Şah'ın ülke dışına çıkma talebini şu sözlerle geçiştiriyordu; Bu zamanlarda İran milletinin dünyanın büyük devletlerinden biriyle mücadele halinde olduğunu ve bu yolculuğun iyi etkisi olmayacağını ve Şehinşah'ın vaziyetlerden razı olmadığı için ülke dışına çıkmak istiyor şeklinde intiba bırakacağını… Şah, bunun üzerine İngiltere, ABD ve İsrail'in hazırladığı Ajax Darbe planının son halkası olarak cuntaya katıldı. Şah Muhammed Rıza'ya yakınlığı ile bilinen Tümgeneral Fazlullah Zahedi'nin başını çektiği cunta 1953 yılının 16 Ağustos gününde harekete geçti. İlk darbe girişimi halkın Musaddık'ın yanında durması sayesinde bastırıldı. Başbakan Musaddık ise kargaşa içerisindeki İran siyasetinden faydalanarak kendisini desteklemeye gelen halkın içindeki siyasi muhaliflerini de tasfiye etmeye karar verdi. Özellikle Tudehlilerden kurtulmak için doğru bir zaman olduğunu düşünen Musaddık, kendisine karşı darbeye teşebbüs eden orduyu, bu kez Tudeh'e karşı kışladan çıkardı. Oysa ordu bütünüyle Tümgeneral Fazlullah Zahedi'ye ve Zahedi de tüm kalbiyle Şah Rıza'ya bağlıydı. Sonuç olarak darbe başarıya ulaştı ve Musaddık 19 Ağustos'ta devrildi. Şah artık tek adamdı ve ülkesini gönlünün dilediği gibi idare edebilecekti. Refah yılları Şah iktidarı tamamen ele geçirdikten sonra Batı ile yakın ilişkiler kurdu. Sovyetler karşısındaki tutumu sayesinde özellikle ABD ve İngiltere ile yakınlaştı. Şah'ın en büyük politik başarısı 1973 Petrol Krizi ile gerçekleşti. Petrol fiyatları bir anda iki katına çıkınca İran ekonomik anlamda Basra Körfezi'nin en güçlü ekonomisi haline geldi. Şah, bu paranın önemli bir kısmı ile eğitime ciddi yatırımlar yaptı. Sadece 12 yıl içerisinde 15 üniversite kurdu ve 200'e yakın yeni eğitim enstitüsü oluşturdu. 1974 senesinde Time Dergisi Şah için Petrol İmparatoru manşetini atacaktı. Her şey bir rüya gibi ilerliyordu. İran, yurt dışında kolay ve büyük krediler buluyor, ülke tam bir refah içerisinde yüzüyordu. 500 bine yakın Avrupalı yabancının yaşadığı İran, adeta Batının Ortadoğu'ya açılan limanı gibiydi. Bugün 'Büyük Şeytan' denilen ABD'nin dahi 52 bin vatandaşı İran'da yaşıyordu. Beyaz Hareket Yurt dışından alınan kredilerin; yanlış yatırımlar, yolsuzluklar ve müsrif devlet adamlarının elinde yok edilmesi İran'da ekonomik dengeleri tersine çevirmeye başladı. İsrail gibi ülkelerle kurulan yakın ilişkiler, SAVAK isimli İstihbarat Birimi'nin acımasız operasyonları Şah'ın halk arasındaki teveccühünü azaltan gelişmelerdi. Bu süreçte Şah'ın 'Beyaz Devrim' isimli reform paketi halk arasındaki rahatsızlığı ciddi boyutlara ulaştırdı. Beyaz Devrim'e karşı içinde Humeyni'nin de bulunduğu 8 kişilik bir ulema grubu sert bir protesto bildirisi yayımladı. Şah, bu bildiri karşısında büyük bir öfke duydu ve ulemaya haddini bildirmek için Kum'a bizzat geldi. Oysa Şah'ın gelişi ve burada yaptığı konuşma ulema içindeki rahatsızlığı daha da artırdı. Humeyni, bu öfkenin en ateşli vaiziydi, henüz bildiri tartışmaları sürerken Nevruz Kutlamasının bidat olduğuna dair fetva yayınladı. Nevruz İran'ın İslam öncesi dönemine bir atıftı ve milli kimliğin bir unsuru olarak görülüyordu. Oysa Humeyni bu fetva ile İranlıların İslam'dan başka bir kimliği olmadığı mesajını veriyordu. Şah'ın Humeyni'ye duyduğu kişisel öfke, bu ihtiyar mollayı bir anda sessiz yığınların sesine dönüştürdü. Humeyni'nin tutuklanmasının ardından on binlerce molla sokaklara indi ve Şah'a geri adım attırmayı başardı. Bir din adamının başına bela olmasındansa ülkeden çıkartmaya karar veren Şah, Humeyni'yi Türkiye'ye sürgüne gönderdi. Oysa bu onun iktidarını bitirecek en önemli hatalarından birisiydi. Humeyni önce Türkiye'ye ardından Irak'a gitti. Irak yönetimi, bu Şii din adamının gücü karşısında endişeye kapıldı ve ülkesinden çıkardı. Humeyni'nin bu kez durağı Fransa oldu. Şah geç de olsa muhaliflerinin yurt dışında etkili olduğunu fark etti. SAVAK'ı onları izlemelerini ve mümkünse öldürmelerini emretti. Kalabalıklara bir slogan armağan eden suikast Ali Şeriati Şah'ın yurt dışında yaptırdığı en önemli operasyon Ali Şeriati suikastı olacaktı. Humeyni kalabalıkların manevi lideriydi; ama basit bir üniversite hocası olan bu sosyolog onları harekete geçiren asıl dinamikti. "Hayat, iman ve cihat" gibi Tahran sokaklarını inleten sloganları mimarı bu aydının yok edilmesi için operasyon başlatıldı. Ali Şeriati, İran'da kalırsa öldürüleceğini biliyordu, ölümden korkusu yoktu; fakat zihninde şimşekler çakıyordu ve kısa olacağını çok önceden sezdiği ömründe üretmek istiyordu. Sahte bir kimlikle önce Belçika'ya geçmeyi başardı ve ardından da İngiltere'ye geçti. Şeriati'nin amacı Amerika'ya gitmekti; ama SAVAK ve İngiliz istihbaratının ortak operasyonu ile 19 Haziran 1977 yılında kaldığı otel odasında öldürüldü. Cinayeti kayıtlara kalp krizi olarak geçirilse de ne ailesi ne de sevenleri Şeriati'nin eceliyle öldüğüne hiçbir zaman inanmadı. Onun ölümü İran'da devrimin ilk kıvılcımlarından birisi oldu. Ali Şeriati Bazen diyorum ki feryad edeyim, yine görüyorum ki sesim kısılmış - Independent Türkçe Şah kendisine yönelik artan protesto ve muhalefete karşı sert bir politika izledi; ama bu onun iktidarının sonunu daha da hızlandıracaktı. 1979'da yapılacak seçimlerde iktidarın Humeyni taraftarlarına geçmesi ihtimali üzerine ordu bir direniş ve darbe planı hazırlayarak Şah Rıza'ya getirdi. Buna göre petrol bölgeleri güvenlik kordonuna alınacak ve Tahran sokaklarında Şahlığı destekleyen sivillerle direniş başlatılacaktı. Kum uleması, kanlı bir savaşa hazırlanan Şah'ın planına karşı Humeyni'yi uyardı. Bunun üzerine Humeyni; devlete su ve elektrik faturalarını ödememelerini emretti. Şah, bu talimattan sonra halkın çok büyük bir bölümünün faturalarını ödememesi sonucu Humeyni'nin sahip olduğu gücü kavradı. Generallerin tüm darbe planlarına rağmen Şah Rıza, ülkeden ayrılma planları üzerine ciddi şekilde kafa yormaya başlamıştı. Önce ailesini yurt dışına gönderen Şah, olayları son ana kadar izlemeye karar verdi. Yanında yalnızca Kraliçe ve üç çocuğu kalmıştı. Kraliçe Farah, en bunalımlı zamanlarda bile sarayda kalmayı reddediyor ve basının ilgisinin üzerinde olmasını istiyordu; fakat bir akşam sarayda bulunan bir kâğıt tüm şah ailesinin durumun vahametini anlamasını sağladı. Yemek için yemek masasına geldiklerinde sofranın ortasındaki kâğıtta şunlar yazıyordu Şaha ve Kraliçeye ölüm! Şah Muhammed Rıza, artık sarayında da güvende olmadığını ve iktidarını tamamen kaybettiğini anladı. Gerekli hazırlıkları yaptı ülkeden ayrıldı. Önce Mısır'a ardından Fas'a geçti. Daha sonra pankreas kanserini gerekçe göstererek ABD'ye geçti. Bu sırada İranlılar ABD Elçiliğini basarak Şah'ın iadesini istedi. Son olarak Enver Sedat'ın daveti üzerine Kahire'ye geldi ve 27 Temmuz 1980'de burada hayatını kaybetti. *Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Aslen Azerbaycanlı olan İran'ın son Şahı Muhammed Reza Pehlevi'nin eşi Farah Diba, İtalyan gazetesi La Republica'ya bir röportaj yayın yapan sitesinin haberine göre , "Humeyni herkesi aldattı ama İran özgürleşecek" başlıklı röportajın bazı ilginç noktalarını Azerbaycan-Türkiye Türkçesine yaşındaki eski kraliçe şu anda Paris ve Washington'da sürgünde yaşıyor. Bir röportajda, anavatanına dönmeyi umduğunu 1979 İslam Devrimi öncesi dönemi hatırlatan Farah Diba, o günlere duyduğu özlemi gizlemedi Farah Diba, İran Şahı olarak görev yaptığı dönemde eşinin bir kraliçe olarak siyasi bir rolü olmadığınıbelirterek, "O dönemde Batı'nın, solcuların, milliyetçilerin birliği ile halka çok şey vaat eden Humeyni'yi desteklemesine şaşırdım. ve çok tarihçi aynı zamanda o dönemde müttefiklerimiz olan Birleşik Devletler ve Büyük Britanya'nın Sovyetlere karşı bir "İslami boru hattı" oluşturulmasını desteklediğine ve dolayısıyla Humeyni'yi desteklediğine inanıyor. Fransa, yalanları dünyaya yaymasına da izin verdi."Farah Diba'ya göre, Washington'da yaşayan en büyük oğlu Rıza Kir Pehlevi, İran'da demokrasiyi tesis etmek için ülke içindeki ve dışındaki tüm güçleri birleştirmeye çalışıyor. Amacı, insan haklarına saygı duyan ve kadın erkek yasal eşitliğini koruyan laik bir İran'a ulaşmaktır. "Bana gelince, İran ile ilişkilerim hiçbir zaman kesilmedi. Bütün günlerim mektuplarla, raporlarla, itirazlarla dolu... Haberleri takip ediyorum ve yurt dışındaki yurttaşlarımla buluşuyorum." Shah ve Azerbaycanlı eşi Farah Diba, “Siz ve kocanız 1979'da İran'dan ayrıldınız. Hâlâ ülkenize dönmeyi umuyor musunuz? ” Devrilen şahın karısı cevap verdi "Bir gün geri dönmek niyetiyle 1979'da İran'dan ayrıldık. Bu umut beni hiç bırakmadı. Şah, iktidar tarihinin gerçeğinin İran halkı tarafından tanınacağını söyledi ve bugün gözlemlediğim şey bu. Tabii ki, Hafızasına saygı gösterilmesine sevindim” dedi. - Sizce İran'ın geleceğinde anayasal bir monarşi olabilir mi?- İran monarşisi yıldan fazla sürdü. Farklı etnik grupların bir mozaiğinden oluşan halk, ona her zaman sadık kalmıştır. İran'ın geleceğinin anayasal monarşi ile uyumlu olduğuna inanıyorum. Kral, farklı etnik grupların birliği için federal bir rol oynayabilir. Farah Diba'nın Rza Kir, Pehlevi'nin "İran patlamak üzere" açıklamasını - Sizce İslam Cumhuriyeti içinde demokratik bir muhalefet hareketi var mı? Ülkedeki özgürlük savaşçıları ile yurtdışındaki topluluklar arasındaki iletişim düzeyi nedir? Radikal değişime yol açabilecek organize bir güç oluşturuldu mu, yoksa uluslararası toplum ve yaptırımlarına güvenilebilir mi?- İranlılar, özellikle gençler özgürlük, demokrasi, insan haklarına saygı istiyorlar... Dünya ile barış içinde yaşamak istiyorlar. Yurtiçinde çeşitli muhalif gruplarla yurtdışındaki İran toplumu arasında çok sayıda temas var. Ama farklı görüşler var. En azından şimdiye kadar ortak bir proje etrafında bir araya gelmeleri engellendi. Uluslararası toplumun da İran halkının özlemlerini desteklemede oynayacağı bir rolü olduğu açıktır. - Hükümete karşı protestolar genellikle kanlı bir şekilde bastırılır. Bir fark yaratmak için hala sokaklara çıkmanız gerekiyor mu? - Memnuniyetsizliğini dile getirdiği için vatandaşlarını öldüren ve yaralayan her rejim yıkıma mahkûmdur. Böyle zengin bir ülkede, nüfusun %40'ından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor, birçok yetenek ülkeyi terk ediyor ve ekonomik durum felaket. Yurttaşlarımın acısını paylaşıyorum ama onlara cesaretleri ve İran sevgisi sayesinde eninde sonunda ayağa kalkacaklarını söylemek ABD Başkanı Biden'dan ne bekliyorsunuz?- Batı, İran halkının barış ve özgürlük içinde yaşama meşru isteklerini gerçekleştirmesine yardım Birçok analist, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasındaki anlaşmaları İran karşıtı bir ittifak olarak nitelendirdi. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz? - Umarım bu anlaşmalar, kocamın döneminde olduğu gibi, bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkelerle anlayış ve barış arayan İran halkına yönelik KorkusuzKaynak Farah Zeynep Abdullah'ın Bergen'in hayatını canlandırdığı Bergen filmi son günlerin en çok konuşulan konular arasındayken sosyal medyada yayılan görüntüler çok konuşuldu. YAYINLAMA 14 Mart 2022 1221 GÜNCELLEME 14 Mart 2022 1222 112 Farah Zeynep Abdullah'ın Bergen'in hayatını anlattığı ve her izleyenin gözyaşlarına boğulduğu Bergen filmi son günlerin en çok konuşulan konu başlıklarından birisi. 212 'Bergen' projesinden iş yoğunluğu sebebiyle çekilmek zorunda kalan Serenay Sarıkaya, vizyona giren film hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulunmuştu.. 312 2. Sayfa'nın haberine göre; pişman olup olmadığı sorulan Sarıkaya, "Birlikte yol aldığımız ekibin çok özenle büyük bir gayretle çalıştığını biliyorum ve filmi merak ediyorum. Yolları açık olsun. Eminim harika bir iş çıkarmışlardır." ifadelerini kullandı. 412 "BU İŞLER BİRAZ DA KISMET İŞİ"Zamanlamanın tutmadığını söyleyen Serenay Sarıkaya, "Bu işler biraz da kısmet işi. Farah’a kısmetmiş. Hiç dert değil. Müthiş bir şey çıktığına eminim." 512 KIYAFETİ OLAY OLMUŞTUBergen filminin galasında giydiği kıyafet, sosyal medyada çok konuşulan Farah Zeynep Abdullah, gelen eleştirilere Twitter hesabından yanıt vererek “Ne oldu ya, hani herkesin kıyafetine kimse karışamıyordu” ifadelerini kullandı. 612 "FARAH İŞİNE BAKSIN"Tüm bunların ardından TikTok kullanıcısı Afet Duru Bergen'in taklidini yapınca sosyal medyada gündem oldu. 712 Görüntüsü yayılan kullanıcının performansını görenler, "Farah işine baksın" yorumunda bulundu. 812 Bir sosyal medya kullanıcısının, "Başrolünü reddettiği filmin, gişe rekorları kırdığını görünce Serenay Sarıkaya" yazması okuyanları gülmekten kırıp geçirdi. 912 1012 1112 1212

farah diba nın son hali